FRANSA’DA YARIM YÜZYILDIR YAŞAYAN TÜRK NEVİN YENİLMEZ

İstanbul’dan 3 günlük tren yolculuğuyla Paris’e gelmişti, 57 yıldır burada yaşıyor. Fransa’da yarım asırdır yaşayan Türklerle ilgili röportajlara devam ediyoruz. Bu sefer 57 yıldır Fransa’da yaşayan Nevin Yenilmez hanımla konuşuyoruz. Eşi burada çalıştığı için 19 yaşında Paris’e gelen Nevin hanım, çocuklarına evde Türkçe, okulda Fransızca’yı şart koşmuş. Kızının tahsilini Türkiye’de tamamladığını belirten Nevin hanım, oğlunu da Türkiye’ye göndermediği için pişman.

Tansu Sarıtaylı- Nevin hanım, Fransa’ya ne zaman geldiniz?

Nevin Yenilmez- 17 Şubat 1968’de İstanbul’dan Paris’e geldim.

Tansu Sarıtaylı- Fransa’ya geliş amacınız neydi?

Nevin Yenilmez- Evlilik sebebiyle geldim. Fakat ‘ithal gelin’ değilim. Yani biz Türkiye’de evlenmiştik, daha sonra eşim Paris’te çalıştığı için onun yanına geldim. Aile birleşimi demek daha doğru olur.

Tansu Sarıtaylı- O zamanlar bu kadar uçak yoktu. Fransa’ya nasıl geldiniz?

Nevin Yenilmez- İstanbul’dan Paris’e trenle 3 gün süren bir yolculuk yaptım. İstanbul’da trenin düdüğü çaldığında, işte o an yurdumdan ayrıldığımı, ailemden uzaklaştığımı, milletimden koptuğumu hissettim. O anda bana çok acı gelmişti. Neden, ne için gidiyorum niye çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

Tansu Sarıtaylı- Peki Fransa’ya geldiğiniz zaman, zorlandınız mı? Alışmak, alış veriş yapmak zor gelmedi mi?

Nevin Yenilmez- Alışveriş için çok zorlanmadım. Türkiye’de okulda babamın görevi icabı çok şehir değiştirdik. Gittiğimiz yerdeki okulda da yabancı lisan olarak İngilizce vardı. Başka bir vilayete gittiğimizde de Fransızca gördüm. Fakat çok kısıtlı bir Fransızcam vardı. Onunla idare etmeye çalıştım. Fransızca-Türkçe kitaplar almıştım. O kitapları okuyup kendimi geliştirmeye çalıştım. Ayrıca buraya geldikten 6 ay sonra, Türkiye’den gelmiş Galatasaray Lisesi mezunu bir delikanlıdan ders aldım. Bu sürede evde Fransızca’yı öğrendim.

Tansu Sarıtaylı– Nevin hanım, siz buraya geldiğinizde henüz 60’lı yıllarmış. O zamanlar buradaki Türklerin sayısı çok az olsa gerek. Karşılaştığınız Türkler var mıydı?

Nevin Yenilmez- Evet vardı. Bazı Türk ailelerle akşamları buluşurduk. Tabi onlar benim yaşıma göre daha büyüktü. Kocam daha önce gelmiş olduğu için kendisi tanışıyormuş. O şekilde ben de onlarla görüşmeye başladım. Cumartesi akşamları görüşülürdü veya Pazar günleri yazın ormana piknik yapmaya gidilirdi. Diğer günler herkes çalışıyordu. Hanımlar bile evlerinde küçük bir atölye kurmuşlar, eşleriyle beraber çalışıyorlardı. Ama ben henüz işe girmemiştim. Tabi yaklaşık bir yıl sonra ben de çalışmaya başladım.

Tansu Sarıtaylı- O yıllarda, Fransızların Türklere bakışı nasıldı?

Nevin Yenilmez- Ben herhangi bir yadırgama görmedim, yani kendimle ilgili bir şeyle karşılaşmadım. Fakat buradaki geldiğim zaman gördüm ki arkadaşların çoğu kendilerini işe kaptırdıkları için neredeyse hiç Fransızca bilmiyorlardı. İhtiyaç duyulunca Fransızca konuşabilen pek yoktu. Öğrenmek için de pek gayret gösteren de yoktu. Hanımlara bakıyordum, doktora gitmek isteseler mutlaka bir tercüman lazımdı. Eksik olmasınlar onların sayesinde ben kendimi zorlayıp Fransızcamı biraz daha geliştirme imkanı buldum. O kadarcık Fransızcamla elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyordum. O zamanlar Fransızlardan herhangi bir tepkiyle karşılaşmadım.

Tansu Sarıtaylı- Belki sizin biraz lisan bilmenizin olumlu tavırla karşılaşmanıza katkısı olmuştur. Ayrıca büyük bir kentten geldiğiniz için topluma alışkın olmanızın etkisi oldu mu?

Nevin Yenilmez- Olabilir. O yıllardaki yabancılar daha çekimserdi. Aynı zamanda daha dikkatli davranıyorlardı. Şimdi bakınca aynı durumu göremiyoruz maalesef. Paris çok kirlendi, çok farklı şeylerle karşılaşabiliyoruz.

Tansu Sarıtaylı- Geldiğiniz zamanla şimdiki zaman arasında değişimler neler mesela?

Nevin Yenilmez- Bence Fransa’da şu anda can güvenliği yok. Sokakta çok büyük bir sıkıntı var. Yani kötü bir insanla karşılaşabilirsiniz. Çantanızı çalmak veya zorla almak isteyenlerden kötü şeyler yaşayabilirsiniz. Benim geldiğim yıllarda böyle bir şey yoktu, insanlar çok rahattı. Gece bile bir hanım olarak endişelenmeden sokağa çıkabiliyorduk.

Tansu Sarıtaylı- Fransızların Türklere bakışı nasıl Nevin hanım?

Nevin Yenilmez- Az çok Fransız toplumunu tanıyorsunuz, Türk toplumunu da. Şimdi şöyle Tansu bey, eğer bir yabancı buradaki kurallara kaidelere uyuyorsa bir sıkıntı yok. Olmaması gerekir zaten. Ama kendi milletimizden olsun başka milletlerden yabancılar olsun bazı kişiler kuralları ve kanunları çiğniyor. Yani kendi memleketlerindeki alışkanlıkları burada da yapmaya çalışıyorlar. Ama öyle iyi olmuyor. Maalesef, gittiğiniz yere uyum sağlamak zorundasınız. Herkesin topluma uyum sağlamasını bekleriz değil mi. Bu bence çok önemli.

Tansu Sarıtaylı- Ömrünüzün çoğu Fransa’da geçmiş. Kendinizi Türk gibi mi Fransız gibi mi hissediyorsunuz?

Nevin Yenilmez- Şöyle gerek kültür olarak, gerek buradaki yaşantı olarak buradayken Türkiye’yi çok özlüyorum. Tabii Türkiye’de kendi ailem var. Burada ölsek bile cenazemiz oraya gidecek. Hepimiz bu düşüncedeyiz diye inanıyorum. Öte yandan Türkiye’ye tatili gittiğimde 15 gün geçsin bu sefer buraya özlüyorum. Özlemiyorum dersem yanlış olur.

Tansu Sarıtaylı- Peki buraya olan özlem nedir? Buranın sistemi mi, havası mı, insanı mı?

Nevin Yenilmez- En başta tabii ki davranışlar. Ben 19 yaşını bitirince Fransa’ya geldim, 20 yaşına burada girdim. 57 yıldır bu ülkede yaşıyorum. O kadar yılda oturduğunuz semte alışıyorsunuz. Postaneyi, kasabı, bankayı, her türlü devlet dairesini, sivil yerleri biliyorsunuz, alışıyorsunuz. 57 yıl az değil. İster istemez burasını da vatanınız gibi görüyorsunuz.

Tansu Sarıtaylı- Türkiye tatile gidiyorsunuz. Peki orada sizi üzen bir durum oluyor mu? Kimisi, ‘herkesi Almancı olarak görüyorlar’ diyor. Kimisi ‘kıskançlıktan’ şikayetçi. Kimisi de sonradan görme gibi davranışlar olduğu imasından bahsediyor. Siz böyle bir durumla karşılaştınız mı?

Nevin Yenilmez- Ben hiç karşılaşmadım. Tabi şöyle duyduklarımız oluyor: Almancılar geldi, Almancılar gelince işler çoğalıyor diyenler oluyor. Öte yandan bazen Kapıkule’de görüyoruz, sınırdan geçtikten sonra adeta zincirden kopmuş gibi davranışlara, haykırışlara şahit oluyoruz. Ayrıca niye gecikiyor, niye böyle yapıyorlar diye şikayet ediliyor. Tabi orada kurallar ve prosedür var. Onların uygulanması gerekiyor. Yani görevlerini yapıyorlar. O durumda bu insanlara öyle davranmak da bir yerde haksız değiller diye düşündürüyor. Yani benim bu naçizane görüşüm. Bir de Almanya’dan gelenlerin bir kısmı çok abartıyor, orada hayat şöyle diye. Şöyle kazanıyoruz, böyle harcıyoruz, çok rahatız diye anlatma çok hoş olmuyor. Bu da ister istemez Türkiye’dekilerin hoşuna gitmiyor. Ama ben kendi şahsıma böyle bir şeyle karşılaşmadım.

Tansu Sarıtaylı- Yani sizin davranışınızdan dolayı sizi Avrupa’dan gelmiş gibi görmediler. Toplumun içinden biri gibi görüyorlar?

Nevin Yenilmez- Gayet normal. Şaşırıyorlar. ‘Hiç Almanya’dan gelmişlere benzemiyorsunuz’ diyorlar. Ben de böyle konuşmayın dedim. Türkiye’de bir Alman hanımla ahbap olmuştuk. Türkiye’deki Fransız Büyükelçiliği’nde görevli bir beyin hanımıydı. Bana, Almanya’daki Türklerin durumunu anlatmıştı, çok üzülmüştüm. Geldiklerinde musluk nasıl açılır, tuvaletin sifonu nasıl basılır bilmediklerini söylemişti. Vatandaşlarımız adına çok üzülmüştüm.

Tansu Sarıtaylı- Peki Nevin hanım, Fransa’ya geldiğiniz için memnun musunuz?

Nevin Yenilmez- Şimdi memnun değilim desem yanlış olur. Çünkü hayatımız burada kazandık. Ömrümüzü de burada bitiriyoruz. Tabi zaman zaman ülkesini özlüyor insan. Yakınlarınızı da özlüyorsunuz. Oraya gidince de bir başka oluyorsunuz. Kendi milletiniz, kendi adetleriniz var. Ban zamanıyla Fransa’da ilk kez hastaneye yattığımda çok üzülmüştüm. Yani annem yok, babam yok, ziyaret eden yok. Diğerlerinin ziyaretçisi geldiğinde çok üzülmüştüm. Bunlar da önemli.

Tansu Sarıtaylı- Çocuklarınız bir gün Türkiye dönmeyi düşünürler mi?

Nevin Yenilmez- Şimdi iki çocuğumuz var. Bir kız, bir erkek. Kızım, hukuk fakültesinin ikinci yılından sonra Türkiye’ye yerleşti. Devamında Ankara’da teyzesinin yanında okudu. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) bitirdi. Sonra orada evlendi. Çünkü “Bizim burada düzgün bir hayatımız olmayacak. Madem bizim bir ülkemiz var niye ben ülkemde yaşamıyorum. Orada ailemiz var, onlar da çok huzurlu yaşıyorlar” dedi ve Türkiye’yi tercih etti. Türkiye’de yaşıyor ve Fransızlarla çalışıyor.
Oğlum ise burada kaldı. Bir ara göndereyim, Galatasaray’da okusun diye düşünmüştüm ama vazgeçtim. Çükü iki çocuktan birisi gidince, öbürü bizim yanımızda kalsın istedim. Ama şimdi oğlumu göndermediğime pişmanım. Keşke gitseydi, çok daha iyi olurdu diyorum.

Tansu Sarıtaylı- Çocuklar Türkçe konuşuyorlar mı?

Nevin Yenilmez- Çocuklarımın Türkçe konusunda bir sorun hiçbir zaman olmadı. Çünkü evde Fransızca konuşmak yasaktı. Biz çocuklara kural koyduk, “Evde Türkçe konuşacaksınız, okula gidince Fransızca konuşacaksınız. Sizin birinci diliniz Türkçe, ikinci diliniz Fransızca olacak” dedik. Ondan dolayı Türkçe’de sıkıntı yaşamadılar.

Tansu Sarıtaylı- Nevin hanım, hiç “Ülkemde kalsaydım daha iyi olurdu” diye bir düşünceniz oldu mu?

Nevin Yenilmez- Tabii ki ülkemi çok özlüyorum. Arada bir böyle keşke Türkiye’de kalsaydım, daha iyi bir tahsil yapsaydım, farklı yerde olurdum, annemle babamla olurdum, ailemle olurdum düşüncesi oluyor.

Tansu Sarıtaylı- Nevin hanım, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Şayet bizim sormayı unuttuğumuz veya sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Ayrıca Türkiye’dekiler için bir mesajınız var mı?

Nevin Yenilmez- Tansu bey, öncelikle böyle bir imkanı bana sağladığınız için ben teşekkür ederim. Türkiye’deki insanlarımıza gelince, bizim milletimiz çok uygar bir millet aslında. Bunu da saklamamak lazım. Tabi buraya gelenlerin çoğu köylerinden kopup geldi, çok şaşırdıkları şeyler olmuştur. Onları da çok yadırgamak ayıp olur. Tabi çoğu uyum sağlayamadı. Keşke zamanıyla buraya gelecek olanlara devlet kurumları bir süre eğitim vermiş olsaydı. İşin o tarafı yanlış yapıldı. Sonrasında da insanlarımız çok zorluk çektiler. Ömürleri boyunca uyumda ve konuşmakta geri kaldılar. O insanlarımız buralarda çok üzüldüler, ezildiler diye tahmin ediyorum. Bu onların ayıbı değil kendi ülkemizin kabahati.