Fransa’ya Türkiye’den Fakirlikten geldi. Bir ev bir traktör rüyasıyla geldi 50 yılı Fransa’da geçirdi. Fransa’da yarım asırdır yaşayan Türklerle ilgili röportajlarımızı sürdürüyoruz. Bugün de Fransa’nın Montar şehrinde yaşayan Mustafa Çelik beyle birlikteyiz. O da yarım asırdan fazla süredeki anılarını bize anlattı.
Tansu Sarıtaylı- Mustafa bey Fransa’ya ne zaman ve neden geldiniz?
Mustafa Çelik- 1973 yılının 12 ayının 4’ünde Fransa’nın Orleans şehrine ayak bastım. Buraya trenle geldim. Fakirdik, biraz çalışıp para kazanmak umuduyla geldim.
Tansu Sarıtaylı- Yani para biriktirip geri dönecektiniz öyle mi?
Mustafa Çelik- O zaman fakirdim, babam da yoktu. Belki yurtdışına gidersem orada kazandığımla bir ev yapacak kadar para kazanıp bir de traktör alıp geri döneriz diye hesap etmiştim. 3-5 sene çalışıp geri dönecektik. Her sene geri döneriz diye kendimizi kandırdık. Ama burada çoluk çocuğa karıştık, çocuklar burada büyüdü, öyle de olunca geri dönemedik. İlk geldiğim zaman Orleans şehrinde orman işlerinde çalıştım. Daha sonra Montargis şehrindeki kauçuk fabrikasına girdim ve oradan emekli oldum.
Tansu Sarıtaylı- Çocuklarınızı burada okutmuşsunuz.
Mustafa Çelik- Çocuklarımız burada okumaya başladı, buranın kültürünü aldılar. Ben okuyamadım. Bende Fransızca dili yoktu. Çocuklarımı zor zahmet okuttum. Kültür bakımından da yeteri kadar da yardımcı olamadım.
Tansu Sarıtaylı- Peki bu arada zorluk çekmediniz mi?
Mustafa Çelik- Çok zorluklar çektik. Dil yok, tek kelime Fransızca bilmiyorum. Kültüre yabancısın, çevrendeki düzenin nasıl yürüdüğünü bilmiyorsun. Bundan sebep eziyet çektiğin de oluyor.
Tansu Sarıtaylı- Nasıl zorluklar mesela?
Mustafa Çelik- Epey sıkıntı yaşadığımız bir anımı anlatayım. Bir gün çok uzak bir mağazaya gittim. Otobüs varmış ama biz bilmiyoruz. Yani tanımayınca, bilmeyince zorluk çekiyorsun. Mağazaya gittik, erzak aldık. Aldıklarımızı da orada bulduğumuz bir kartona koyduk, omuzumuza alıp taşımaya başladık. Yine yaya olarak geri döneceğiz. Fakat yolda öyle bir yağmur yağmaya başladı ki karton ıslanıp eridi. Bütün erzak yere döküldü. Yerden zar zor topladık, hatta bir kısmını bıraktık alamadık. Ama halbuki oraya bedava otobüs varmış. Bunu bize daha önce getirip götüren bir abimiz söyledi. Allah rahmet eylesin Hüseyin Hüseyin Özkul diye bir abimiz “Otobüs vardı, mağazanın müşterilerini taşıyordu” deyince anca öyle öğrendik. Ama iş işten geçti. Sonra o otobüsü kullanmaya başladık.
Tansu Sarıtaylı- Arabanız da yoktu demek.
Mustafa Çelik- Evet maalesef arabamız yoktu, velesbitimiz yani bisikletimiz dahi yoktu. Dil de bilmeyince sorup öğrenmek, alışmak zor oluyor.
Tansu Sarıtaylı- Sonra dil öğrenibildiniz mi?
Mustafa Çelik- Sonra alıştık, biraz lisan öğrendim. Hatta ‘oui, non’ demesini öğrendim. Gece okuluna gittim. Bir sene kadar gittim, artık bir senede ne kadar öğrenebilirseniz. Zaten benim tahsilim ilkokuldu. Yani lise bile bitirmemiştim. Okuyamamıştık. O yüzden çok zorlandık.
Tansu Sarıtaylı- Peki burada alış veriş dışında yiyecek veya yemek konusunda zorlandınız mı?
Mustafa Çelik- Evet. Şahsen yemek yapmasını beceremediğim için 15 ay boyunca menemen yaptım yedim. İnanın şu anda hala bilmiyorum. O kadar bekar yaşadığım halde öğrenemedim.
Tansu Sarıtaylı- Askerliğinizi Türkiye’de yapmışsınız. Biraz anlatır mısınız?
Mustafa Çelik- Ben Fransa’ya askerlik yapmadan gelmiştim. 1974 yılında Türkiye’ye, askerlik görevimi yapmaya gittim. Tam da Kıbrıs harbi sırasındaydı. 20 ay askerlik yaptım. Sonrasında yine Fransa’ya dönmem lazımdı, ama pasaport sürem bitmişti. Pasaportumu uzatmak konusunda epey zorluk yaşadım. Ama zor zahmet 1976 yılında Tekrar Fransa’ya geldim.
Tansu Sarıtaylı- 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğu zamanlarda Fransa’da hava nasıldı? Yani Türklere veya Türkiye’ye nasıl yaklaşıyorlardı?
Mustafa Çelik- 1974 yılında askerlik için Türkiye’ye geleceğim günlerde tabi Kıbrıs harekatı devam ediyordu. O günlerde bir Fransız’ın kafesine gittim. Fransız kanalından Kıbrıs haberlerini izlemek istedim. Fakat kahveci buna müsaade etmedi, televizyonu açmadı. Niye, çünkü Türkler ilerliyormuş. Yani Kıbrıs’ta Türkler ilerliyor diye bize haberleri izlettirmediler.
Tansu Sarıtaylı- Fransızların Türklere bakış açısını olumsuz muydu yani?
Mustafa Çelik- Bunlar oldum olası Türkleri çekemedi. Beni çok tahsilim yok ama öğrendiğim ve anladığım kadarıyla bizi çekemiyorlar. Hala daha öyle. Sen yeni bir araba al “Şu Türk’ün bindiği arabaya bak” derler. Bence onların içinde yabancı düşmanlığını görmek mümkün. Bunu idari uygulamalarda da görüyoruz.
Tansu Sarıtaylı- Ne mesela?
Mustafa Çelik- Burada şu anda işsizlik çok. Gençlerimizin çoğu işsiz. Gerçi işsizlik parası alıyorlar ama şimdi de yeni bir kanun çıkarmışlar. Sosyal haktan yararlananlar 9 ay Fransa’da, en fazla 3 ay Türkiye’de kalabilir diyorlar. Ben 50 senemi Fransa’da yaşamışım. Sen daha beni niye araştırıyorsun? Sen benim hak ettiğim emekli hakkımı elimden almaya mı çalışıyorsun? Burada bir ev kirası 1000 Euro. Ben burada nasıl geçineyim. Zaten verdiğin asgari ücret ev kirasına zor yeter. Birisi anlatsın bakalım, o paraya Fransa’da nasıl yaşanabilir?
Tansu Sarıtaylı- Peki Mustafa bey, ilk geldiğiniz yıllara göre dönelim. O zamanlar Türkiye’de olup da burada bulamadığınız neyin özleminiz çektiniz?
Mustafa Çelik- Vallahi çok çektim. Genç geldiğim için Türkiye’yi çok aradım. Memleketim çok hoşuma gidiyordu. Kültür bakımından olsun her şey açısından Türkiye bir cennet. “Türkiye kötü” dedikleri zaman ben o lafı söyleyenlere düşman gibi bakarım. Niye, çünkü Türkiye gibi yer yok. Zaten dışarıda birçokları Türkiye’ye gözlerini dikmiş, elimizden almaya çalışıyorlar. Şu anda dünyanın birçok noktasında savaş var. Mesela bence İsrail, üçüncü dünya harbi çıkarmaya çalışıyor. Türkiye de bu işe karışsın da Türkiye’nin başına çökelim diye plan yaptıklarını düşünüyorum. Biz tehlikenin farkındayız. Biz, Türkiye’ye giderken, 5 tane ülkeden geçiyoruz. Fransa’nın, Almanya’nın, Bulgaristan’ın ne olduğunu biliyoruz.
Tansu Sarıtaylı- Mustafa bey, çocuklarınız var torunlarınız var. Siz hala burada yaşıyorsunuz. Peki gelecekte çocukların Türkiye’ye dönme durumu olur mu?
Mustafa Çelik- Şu anda bir şey söyleyemem. Türkiye’ye dönseler nerede çalışacaklar? Şimdi doğru dürüst Türkçeleri de yok. Yani Türkçe konuşuyorlar elbette ama fazla bilmezler. Şimdi orada mesela bir noter gibi veya turistik bir işletme gibi yerlerde tercümanlık yapabilirler mi diye düşünüyorum yapamazlar gibi geliyor. Çünkü Türkçeyi çok iyi bilmiyorlar, Türkiye’nin, kanunlarını ve coğrafyasını çok iyi bilmiyorlar.
Yerinde tahsil olmadığı müddetçe, burada ulema da olsan orada tercümanlık yapamazsın. Otele gelen müşteri bir şey sorarsa onu anlatır ancak başka bir şey anlatamazlar.
Tansu Sarıtaylı- Peki çocukların kültürleri Türk kültürüne mi Fransız kültürüne mi daha yakın?
Mustafa Çelik- Benim büyük olan torunlar var. Onlar Türkiye sevdalısı. Ben, param olsun olmasın, çocuklarımı her sene Türkiye’ye götürdüm. Mayıs ayı geldi miydi “Baba, Türkiye’ye ne zaman gideceğiz” diye sorarlardı. Türkiye’yi çok seviyorlar. Ancak şimdi benim küçük kızım polis, Napoi’de görev yapıyor. Büyük kızım da sosyal ilişkilerde çalışıyor. Oğlanlar da fabrikada çalışıyor.
Tansu Sarıtaylı- Sık sık tatil için Türkiye’ye gidiyorsunuz. Türkiye’de sizi üzen bir durumla karşılaşıyor musunuz? Hani dışarıdan gelmiş muamelesi görüyor musunuz?
Mustafa Çelik- Bizim üzüldüğümüz bir şey var. Ama her yerde var. Bana değişik veya acayip gelmiyor. Niye gelmiyor derseniz burada aynı fiyat orası da aynı fiyat. Yani domatesin kilosu burada 5 Euro’ya kadar çıktı, şimdi orada 50 liraysa burada da 5 Euro. Mandalinanın kilosu 3 Euro. Yani bir şey 20 liraysa 40 liraysa burada da aşağı yukarı aynı.
Tansu Sarıtaylı- Röportaj yaptığımız birçok kişi, Türkiye’ye gittiklerinde de yabancı veya ‘Almancı’ muamelesi gördüklerini söylüyorlar.
Mustafa Çelik- Doğru. Mesela Antalya’da bir büfe, turistlerden iki bardak nar suyu için 1200 TL istemiş. Müşteriler de zabıtaya şikayet etmiş. Sonra olay büyüdü. Tabi büyür. Ortada ne bir menü ne fiyat etiketi var. Ticaret İl Müdürlüğü inceleme yapmış, eksiklik ve usulsüzlük sebebiyle ceza kesmiş. Belediye de büfeyi bulunduğu yerden kaldırmış. Sen yabancı diye adamı ezemezsin, kandıramazsın. Bu konuda genel olarak devletin takip ve denetim konusunda eksiği var. Dürüst ticaret ve tüketici haklarının korunması için daha fazla denetimi ihtiyaç olduğu ortada.
Tansu Sarıtaylı- Peki Mustafa bey, Fransa’ya geldiğiniz için memnun musunuz?
Mustafa Çelik- Bu şartlarda evet. Şu an memnunum. Niye memnunum, çünkü ben fakir çocuğuydum, iyi kötü burada emekli oldum. Emekli maaşımla Türkiye’de rahat geçiniyorum. O da hani Türkiye’de kaldığım için rahat geçinebiliyorum.
Ben 2006 yılında Türkiye’ye gittiğimde kendi köyümde muhtar oldum, 2009’a kadar muhtarlık yaptım. Sonra muhtarlık bana yeter, biraz da gençler yapsın diye bitirdim.
Tansu Sarıtaylı- Biraz Türkiye’de biraz Fransa’da yaşıyorsunuz yani.
Mustafa Çelik- Çocuklar ve torunlar Fransa’da. Ayrıca burada oturumum var, burada emekli olmuşum. Aynı zamanda Fransa vatandaşıyım. O zamanlar zorladılar beni. Ben de Fransız bir sorun çıkarır, bir şey olur sınır dışı ederler diye endişelendim. Halbuki verilen haklar geri alınmaz. Öylece Fransız vatandaşlığı aldım. Çifte vatandaşım.
Tansu Sarıtaylı- Mustafa bey bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Benim sormayı unuttuğum veya sizin anlatmak istediğiniz bir şey var mı?
Mustafa Çelik- Şunu söylemek istiyorum: Hükümetten biraz yardım bekliyoruz. Türk devleti bizlere biraz hak tanısınlar. Mesela en azından şu araba işine imkan sağlasınlar. Ayrıca emeklilikte kolaylık lazım. Emeklilik için çok para istiyorlar. Sigortadan alacak anlaşması var ama şimdi o zaman orada da olduğu zaman burayı kesecekler. O nasıl olur bilmiyorum.














