FRANSA’DA YARIM YÜZYILDIR YAŞAYAN TÜRK ” EMRULLAH KAHRİMAN “

Bayburtlu Emrullah Kahriman: Burada kaldık, geri dönemedik. Bayburtlu Emrullah Kahriman: Çok güçlükler yaşadık ama burada kalmaktan memnunum. Fransa’da yarım asırdır yaşayan Türklerle ilgili röportaj serimiz devam ediyor. Bu kez Bayburtlu Emrullah Kahriman’a mikrofon uzatıyoruz. “Bizi buralara fakirlik, yoksulluk attı. Üç beş kuruş kazanıp geri dönerim diye geldim. Ama dönemedik, burada kaldık” diyen Emrullah Kahriman, yol bilmez dil bilmez şekilde Avrupa’ya geliş macerasını ve yarım asrın nasıl geçtiğini anlattı.

Tansu Sarıtaylı- Emrullah bey, Fransa’ya ne zaman ve nasıl geldiniz?

Emrullah Kahriman- İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun vasıtasıyla kontratlı olarak geldim. 1973 yılının 8’inci ayının 20’sinde Paris’e indim. Oradan, Angoulême diye bir şehir var, oraya gitmem gerekiyordu, trene bindim ama gideceğim yeri bulamıyorum. Hangi istasyonda ineceğimi değil hangi istikamete gideceğimi bilmiyorum. O ara genç bir oğlan geldi, kontratımı çıkarıp gösterdim. Kendisiyle gelmemi istedi, beni tren istasyonuna götürdü. Dün gibi aklımda kaldı o. Bana ‘Midi’ dedi. Yani gideceğim yerin adını söyledi, “Senin trenin buradan kalkacak” dedi. Ben de o trene bindim ama ekmeğim bitti aç kaldım. Bindiğim trende birkaç kişi vardı. Benim hangi milletten olduğumu öğrenmek istediler, tek tek ülkeleri saydılar, şu ülke bu ülke İtalya falan diye. Ben de “Türk’üm” dedim. Fakat Türk ne bilmiyorlardı. Kontratımı gösterdim. Öyle olunca birisi bana kendisinin de o şehri gittiğini söyledi.
Sonra bana işaretle karnım aç mı diye sordular. Yani karnını gösterdi, anladım. Ben de açım dedim. Adam beni aldı, trenin restoranına götürdü, buradan ne yiyeceksen al dedi. Baktım üzüm var, peynir var, üzümle peynir aldım. Başka bir şey almıyor musun deyince yok dedim. Gitti bana bir paket sigara aldı, üstüne 10 Frank da cebime para koydu. O istasyona gelince beni işaretle uyardı, burada ineceksin dedi. Dediği yerde indim. Ama nereye hangi yöne bile gideceğimi bilmiyorum. Elimde bir valiz, orada etrafa baka kaldım. Orada bir polis gördüm, turnikeden geçemediğimi anladı. Ben işaret edip yardım isteyince geldi nereye gideceksin diye sordu, ama ben anlamıyorum tabi. Sonra kontratımı çıkarıp gösterdim. Elini kaldırıp 5 dakika dedi. Yani birazdan mesaisi bitecekmiş, beni gideceğim yere kendisi götürecekmiş. Mesaisi bitince geldi beni aldı, hanımı da arabanın içinde. Bu kişi neyin nesi diye sordu, polis de hanımına Türk dedi, öyle deyince “Türk ne” diye sordu kadın. Çünkü bilmiyorlar, o zaman Konstantina diye biliyorlar, adam da Konstantina dedi. Ben de o kelimeyi bilirdim, işitmiştim. Biraz sonra polis arabadan indi, beni aldı iş yerinin patronunun bürosuna götürdü. Orada patron gelince bana öyle böyle işaretler yaptı ama ben anlamıyorum. Meğer, ben seni tren garında bekledim diyormuş. Neyse beni aldı yatacak olduğum yere götürdü, orada üç tane ranza vardı. Diğer iki ranzayı işaret edip, “Bunlar da Türk” dedi. Akşam olunca o iki kişi de geldi. Onlar Denizlili ben Bayburtlu. Sohbet ettik ve işe başladık.

Tansu Sarıtaylı- İşe başladınız ama ilk günler nasıl geçti?

Emrullah Kahriman- Çalışmaya başladık ama hiçbir şey bilmiyoruz, oturum almamız lazım, nasıl olacak bilmiyoruz, tercüman da bulamıyoruz. Ekmek almaya gittiğimizde kaç para çıkarıp vereceğimizi dahi bilmiyoruz. Ekmek aldığımız zaman cebimizdeki bozuk paraları çıkarır avucumuzla uzatırdık, bakkal da avucumuzdaki bozuk paralardan ekmeğin parasını sayıp alır, bize ekmek verirdi.
Ramazan ayı geldi. Arkadaşlara “Ben oruç tutacağım” dedim. Onlar ise tutamayacaklarını söylediler. Ben de gittim bakkaldan soğan, ekmek ve yumurta aldım. Onları yiyip oruç tuttum. Zor oldu tabi. İlk günler çok zorluk yaşadım. Orada cami de yok Cuma da yok. Orada bir sene kaldım.
Daha sonra Paris’e geldim. Paris’te Allah rahmet etsin, Erbakan hocanın konferansı oldu, o konferansa katıldım. O bize çok şey öğretti. Bir bilsen halimizi, oraya gelenlerin durumunu. Cuma kılmak bile yok. Asfalt işinde çalışıyorum. O zorlu günleri geçirdik, bir sene sabrettim.

Tansu Sarıtaylı- Çocuklarınız burada, onlar nasıl geldiler?

Emrullah Kahriman- Geldikten bir süre sonra çocukları Fransa’ya getirmeye karar verdim. Ama babam müsaade etmedi. Annem 1967 yılında vefat etmişti. İhtiyar babam, yalnız kalmak istemedi. “Oğlum, ben ölmeden çocukları götüremezsin” dedi. Ben de getiremedim. Babam 1989 yılında vefat ettikten sonra çocuklarımı getirebildim. Çocukları getirdikten sonra biraz rahat ettim.
Fakat 1991 yılının birinci ayının 15’inde iş kazası yaptım, belimden 6 kez ameliyat oldum. Çalışamaz hale geldim. Çocuklarım da küçük. Bir oğlum 15 yaşında. Polise gidip “Durum böyle böyle ben çalışamıyorum. Bu çocuğa oturum ve çalışma izni verin de gitsin çalışsın. Bayan da veremeyiz dedi. Şefin var mı diye sordum. Şefine çık söyle diye ısrar ettim. Gidip söyleyince o da kabul etti, oturum ve çalışma izni geldi. Oturumu aldım, çocuklarımın hepsini işçi yaptım. Burada şimdi bir oğlum, bir kızım var, hep buradalar, her işime yetişirler. Allah’a şükür. Benim hanım 2001 yılında felç oldu. Ben şimdi onunla ilgileniyorum. Yemeğini pişiririm, hizmetini yaparım. Allah onu bana emanet verdi. Allah’ın emanetinin gereğini yerine getirmeye çalışıyorum.

Tansu Sarıtaylı- Emrullah bey ilk kontratlı geldiğiniz iş ne üzerineydi?

Emrullah Kahriman- İnşaat işi için geldim. İnşaat projelerinde çalıştım. Ama 1991 yılında 15 Ocak’ta iş kazası geçirdim, bir daha çalışamadım.

Tansu Sarıtaylı- Zaten siz sözleşmeli yani kontratlı olarak gelmişsiniz. O zamanlar zorlandığınız durumları anlattınız. Peki özlediğiniz neler vardı?

Emrullah Kahriman- Vatanımı özledim ben. O ara sanırım Strazburg tarafında bir radyo çıkardı, Türkçe yayın olurdu pazar günleri. Onu dinler ağlardık. O yıllarda Türkiye’den biri var mı diye sorup soruştururduk hep. O ara 1974 Kıbrıs hadisesi çıktı. Buradaki 70 arkadaşımla birlikte Türk konsolosluğuna gittik “Biz gönüllü olarak Kıbrıs’a savaşa gitmek istiyoruz” dedik. Bize ne zaman ihtiyaç görülürse sizi o zaman alacaklar diye söylendi.

Tansu Sarıtaylı- Peki Türkiye’ye gittiğinizde neler yaşadınız?

Emrullah Kahriman- Türkiye’ye gittiğim zaman bizi yabancı gibi gördüler. Hatta kendi vatanımızdaki vatandaşlarımız bize ‘Fransız’ dediler, ‘Fransız Almancıları’ dediler. Almancı dediler ama şimdi Allah’a şükür kimse bir şey diyemez. Şimdi çok iyiyiz. Allah bin razı olsun devletimizden, sizlerden.

Tansu Sarıtaylı- İlk geldiğinizde Fransız size yardımcı olmuş, yemek ikram etmiş, sigara vermiş. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Emrullah Kahriman- Tabi, unutamayacağım hatıralar. Onu bırak adam bana harçlık bile verdi harçlık.

Tansu Sarıtaylı- Onlar zamanıyla yardımcı olmuş. Peki bugünkü Fransızların Türklere bakışı nasıl?

Emrullah Kahriman- Vallahi ben kendim evden çıkamıyorum. Kaza yaptığım için. Hanım da öyle. Çocukar beni gelip arabayla alıyorlar, buradaki camiye götürüyorlar, orada namazımı kılar eve dönerim. O şekilde pazarıma giderim. Komşularımla görüşürüm. Bana karşı kötü bir şey söyleyen olmadı. Fransız komşularım var. Kötü bir şey de görmedim. Hepsi çok iyiler. Hatta eve hanım için günde üç vakit hemşire gelir. Çok iyi ilgilenirler. Ben gördüğümü söylerim. Bana karşı çok iyiler ama dışarıdaki gençler ne eder bilmem.

Tansu Sarıtaylı- Peki Türkiye’ye tatile gidiyorsunuz tatildeki size bakışları nasıl?

Emrullah Kahriman- Ben Türkiye’ye Bayburt’taki köyüme gider köyde kalırım. Vilayete (Bayburt’ta şehir merkezine) gider alış verişimi yapar yine köyümü dönerim. İstanbul’da, İzmit’te, Gebze’de de kalıyorum. Fakat pek bir yere çıkmam. Cami cemaatiyle oturur konuşurum. Onlar beni hiç kötü görmediler. Kimsenin günahını almayayım.

Tansu Sarıtaylı- Size Fransalı Almanyalı gibi davrananlar oldu değil mi?

Emrullah Kahriman- Evet, Türkiye’de Fransalı Almanyalı diyenler oldu, öyle davrananlar oldu. Söylemeyi unuttum, burada bir cenazemiz oldu ne yaşadığımızı anlatayım. O zamanlar burada cenaze fonu kuruluşumuz yoktu. Bizim vatandaşımız da bir ay morgda kaldı. Biz de konsolosluğa gittik, durumu anlattık. Yazık günah bu mevta burada bekliyor, kimse para vermiyor diye söyledik.
Çünkü o zaman kimsede pek para yok. Yani 900, 950 Frank aylıkla çalışıyor herkes. Hatta çoğu arkadaşım maaş az diye geri döndü. Ama ben orada da çalışmak zorundayım burada da diye kaldım. Yani demem o ki cenazemizi gönderecek paramız bile olmadığı için o cenaze bir ay morgda kaldı. Şimdi Allah’a şükür cenaze fonumuz var, her bir şey var. Bir telefonla işlerimizi hallediyoruz.

Tansu Sarıtaylı- Peki Emrullah bey Fransa’ya geldiğiniz için memnun musunuz?

Emrullah Kahriman- Kendi adıma konuşursam memnunum. Zaten geçinmek için memlekette de olsam iş bulup çalışmak zorundaydım. Burada çalışmayı tercih ettim. Çocuklarımı da getirdim. Şimdi çocuklarım burada esnaflık yapıyorlar. Onların işleri iyi, ben de iyiyim. Her gün evime hemşire geliyor, ayrıca devlet temizleyici gönderiyor. Temizlikçi günde üç saat çalışır, evimizi temizler gider. Daha ne isteyeyim ki devletten.

Tansu Sarıtaylı- Keşke gelmeseydim demiyorsunuz yani?

Emrullah Kahriman- Önceleri keşke gelmeseydim diyordum. Ama sonra alıştık. Yarım asır oldu. Burasının kanunları var, o kanunların kuralların dışına çıkmamışım. Bugüne kadar ne bir lira kestirdim ne de ceza verdim. Yasa dışı bir şeyim yoktur.

Tansu Sarıtaylı- Emrullah bey bize zaman ayırıp, yarım asrın nasıl geçtiğini anlattığınız için teşekkür ederiz.
Emrullah Kahriman- Buraya kadar gelip benimle konuştuğunuz için ben teşekkür ederim. Sağolun Tansu bey.