Bugünkü konuğum, Fransa’nın vitrindeki Türklerinden, uzun süredir Paris’te yaşayan yerel halk müziği sanatçılarından Hande Topaloğlu. Genç sanatçı, genel olarak Fransa’daki festival ve benzeri yerlerde çıktığı sahnede söylediği halk müziğiyle tanınıyor. Kendisi her ne kadar amatör bir sanatçı olduğunu söylese de, kendisini izleyip dinleyenler tam anlamıyla profesyonel sanatçı olduğunu söylüyorlar.
Tansu Sarıtaylı: Fransa’nın vitrindeki Türklerinden Hande Topaloğlu’yla bugün birlikteyiz. Kendileri bize kısaca kendilerini tanıtacaklar. Hande Hanım, sizi tanıyabilir miyiz?
Hande Topaloğlu: Tabii ki. Hande Topaloğlu, Ankara doğumluyum. Fransa’ya 2014 yılında geldim. Doktora yapmak için geldim ve ondan sonra da burada kaldım. Doktoramı bitirdim. 2021 yılında aynı sene anne oldum. Buraya, yani Paris’e iyice yerleştim bu vesileyle.
Tansu Sarıtaylı: Ben sizi daha fazla festivallerden tanıyorum. Söylediğiniz şarkılarla, türkülerle biliyorum ama bunun yanında herhalde bir de bendir çalıyorsunuz galiba. Peki, bu sanat hayatında nerede başladınız?
Hande Topaloğlu: Aslında yani çok çocukken gitar çalarak başlamıştım. O zamanlar zaten herkes gitar çalıyordu. Benim etrafımdaki 1990’lı yıllarda genç çocuk olanlar bilirler. Daha sonrasında tabii lise döneminde birazcık devam etsem de sonra üniversitede ben mühendislik üzerine okudum. O dönemlerde müzikten biraz uzaklaştım. Müzikten daha sonra tekrar geri dönmem ne zaman diyeyim? Yani aslında 2010’ların başı, 2009, 2010 gibi tekrar müziğe döndüm diyebilirim. O zamanlar bir grubumuz vardı. Ben İspanya’da yaşıyordum. 19 yaşındayken oraya Erasmus öğrencisi projesinde gitmiştim mühendis iken. Orada İspanyolca öğrenince sonra geri döndüğümde burada bir İspanyolca müzik yaptığımız, Güney Amerika müzikleri yaptığımız, özellikle Küba müziği yaptığımız bir grubumuz vardı.
İstanbul’da. Tabii gençlik böyle bir şey, maalesef kalıcı olmadı bu proje diyeyim. Daha sonra ud çalan bir arkadaşım ve onun kanun çalan bir başka arkadaşıyla beraber, bu sefer daha geleneksel Türk müziğine yöneldim. Onların grupta eşitlikçi olmak için bir yandan da onlarla bendir çalmaya başladım. Perküsyon çalmam buradan geliyor. O dönemden beri de bilfiil çalıyorum. Daha sonra evet, İstanbul’da Adalar’da yaşıyordum. Orada çeşitli gruplar kurduk. İşte Burgaz Ada’daki arkadaşlarla, müzisyen arkadaşlarla, Heybeli Ada’daki müzisyen arkadaşlarla böyle toplam 5 kişilik bir grubumuz vardı ve çeşitli yerlerde sahne alıyorduk zaten İstanbul’da. Özellikle İstanbul’daydı bu. Daha sonra Fransa’ya geldiğimde de zaten buradaki ilk çevrem müzisyen çevresi oldu. Çünkü her ne kadar doktora yapmaya gelmiş olsam da kendimi ilk bulduğum yer burada Peniche Anako oldu ve oradaki oryantallar vesilesiyle buradaki bir sürü müzisyen arkadaşımla tanışmış oldum böylelikle.
Tansu Sarıtaylı: Türkiye’deki çalışmalarla Fransa’daki çalışmaların arasındaki nasıl bir fark var size göre müzik açısından?
Hande Topaloğlu: Tabii bu birazcık yaptığınız müziğe göre değişir. Şimdi buraya geldiğimde benden özellikle Türk müziği yapmam bekleniyordu veya da ben bu konuya daha hâkim olduğum için bunu yapmamın daha doğru olduğunu düşünüyordum. Oysa ki İstanbul’da işte dediğim gibi orada bir Güney Amerikalı ekibi tabii ki var – İstiklal Caddesi’nde bu arada öyle bir “indien” (yerli) müziği yapan bir grup vardı – ama onun dışında yani böyle çok göçmen olmadığı için bizim o müziği yapmamızda abes kaçmıyordu açıkçası. Oradaki grubum veya Adalar’daki grubumla beraber biz Rebetiko da söylüyorduk. Şimdi ben buraya geldiğimde tabii ki Yunancada söylemişliğim var olduğu için ama daha çok ben yine de kendi bildiğim alana, daha doğrusu bana en çok açılan, en çok bana uygun görülen alan bu olduğunu hissettiğim için Türkçe müziğe daha çok yöneldim.
Ama tabii ki buraya geldiğimde şunu fark ettim: Burada doğu müzikleri ile ilgilenen insanların hep beraber oluşturduğu bir çevre var, bir topluluk var. Yani kendimi de direkt bu durumun içinde buldum zaten. İşte Türk müziği, Doğu müziği, Yunan müziği, İran, Fars müziği, Ermeni müziği hep beraber burada ve bu müzikleri icra edenler de genelde beraber takılıyorlar ve beraber meşk ediyorlar. Bu aslında benim Türkiye’de gördüğüm ortamdan biraz daha zengindi. Ama tabii ki çünkü farklı kültürler ve farklı kültürlerin getirdiği farklı yaşanmışlıklar ve müzikal formlar vardı. Ama tabii bir yandan da Türk müziği, Türkiye’den gelmiş olan müzisyenlerle Türkiye’de yapılan müzikler de herkesin ortak bir hafızası var. “Ya şu türküyü çalalım” dediğimiz zaman o türküyü zaten herkes biliyor. Veya da işte “A şunun şu versiyonunu çalalım” dediğimiz zaman o sanatçıyı veya da o yörenin müziğini veya bir bozlak dediğimiz zaman onu neden kastettiğimizi herkes biliyor.
Burada benim tanıştığım, özellikle çok 10 yıl önce ilkinde bir grup kurmuştuk Tiryaki diye Gilles Andrieux ve Loic Audry ile. Gilles Andrieux burada özellikle Türk müziği alanına çok bilinen biri. 70 yaşında şu an kendisi. İşte hem kemençe çalar hem bağlama çalar falan. Ben onlara aslında perküsyon çalmak için girmiştim. Osmanlı müziği deniyorlardı. Sonra baktık ki bunu daha çekici kılmak lazım bu müziği. Çünkü müziğimiz fazla soporfik, fazla yani çok canlı bir müzik değil. Dedim, ben aslında şarkı söylüyorum. O zaman şarkılı girelim. Ben bu durumda onlara kendi repertuarımdan bir şeyler sunduğum zaman tabii o Türkiye’de bulduğum, “Evet, biliyorum.” deyip hemen o çalma deneyimi artık yoktu. Çünkü hep beraber bu sefer ben o türküleri, o şarkıları öğreten konuma geçmiştim. Yani çeşitli farklılıklar var. Kendine göre zenginlikleri ve tabii ki farklı limitleri var bu iki deneyimin de.
Tansu Sarıtaylı: Tabii, müziğin dili evrensel biliyorsunuz. Her sanatçıyla çalışabilmek ve müzik ayrı bir konu. Siz burada da İspanyolca, Türkiye’de İspanyolca söyleyebilirsiniz. Onlara daha bir değişik gelir.
Hande Topaloğlu: O toplum için belki çalıştığınız, sahneye çıktığınız alanda burada tabii Türk toplumu daha fazla dediğiniz gibi Türkçe şarkılar, Türkçe türküler ve doğu müziği üzerine daha fazla çalışmalar var. Çünkü biz burada sanatçılarla görüşüyoruz. Çoğunluk bakıyorsunuz sahnede çalıp söyleyenlerin çoğu doğu müziğine yer veriyorlar. Çok nadir de olsa Türk Sanat Müziği burada. Birkaç kişi dışında ben karşılaşmadım, açıkça söyleyeyim. Bilmiyorum, siz karşılaştınız mı? Bunu yapan, yani Türk sanat müziği söyleyen, sadece Türk sanat müziği yapan genelde, bırakmıyor gerçi benim bildiğim Pelin Başar geçenlerde burada bir konserdeydi. Kendisi neyzen aslında. Ama sanırım Paris’te yaşamıyor. Paris’in kuzeyinde başka bir şehirde yaşıyor.
Ben kendisini şahsen tanımıyorum ama bir kere konserine denk gelmiştim ve sanat müziği yapıyor, Osmanlı müziği yapıyor. Zaten ney çalıp çok güzel söylüyor.Onun dışında burada Almaaz diye bir grup var arkadaşlarımın da içinde olduğu, onların çeşitli Türk sanat müziği yorumları var. Benim Tiryaki grubuyla icra ettiğim sanat müziği parçaları var; çünkü bazı yerlerde bir fasıl gecesi programı yapalım demiştik. Onun için yaptığımız ayrı bir fasıl repertuarı ve fasıl repertuarının içinde tabii ki sanat müziği parçaları da var. Ama dediğim gibi sadece Türk sanat müziği olmuyor genelde. Hani mesela bir repertuarın içerisinde zenginleştirmek adına sanat müziğinden de halk müziğinden de farklı parçalar konulabiliyor.
Tansu Sarıtaylı: Paris’te bir mekânda Türk Sanat Müziği okuyan sanatçı Sonay var. O Türk sanat müziği söylüyor ama tabii arada söylerken Türk Halk Müziği ve potpuriye de giriyor. Türkü de söylüyor.
Hande Topaloğlu: Kudsi Erguner var. Tanıyorsunuz belki. Gilles Andrieux ile çok birlikte çalmışlıkları var onun. Tabii yaşları itibariyle de zaten aynı kuşaktan geliyorlar.
Tansu Sarıtaylı: Klip falan çekmeyi düşünüyor musunuz? Çektiğiniz oldu mu?
Hande Topaloğlu: Tiryaki’yle grubuyla çektiğimiz bir klibimiz var. “Aksaray’dan geçer iken çevirdiler yolumu” şarkısı için yaptığımız bir klibimiz var. Onun dışında Küçük İstanbul Festivali’nde izlediğiniz Grup Yaramaz’la, yani o ekiple Yaramaz ile birlikte klip yapmayı düşünüyoruz. Ama daha henüz yeni kayıt yapabildik. Çünkü biz o grupla çalışmalara başladığımızda, ben sonradan gruba eklendim zaten. Bu arada grup vardı, herhalde bir buçuk sene sonra falan ben vokal olarak girdim. Sadece bir dört beş şarkı kayıt alabildik. Ondan sonra bir senelik bir aramız oldu maalesef, sonra tekrar başladık. Şu anda bir ikinci bahar konumundayız. Muhtemelen yaparız yani, kliplerimiz de olur diye düşünüyorum. Şu anda en kısa vadede önümüzde böyle bir programımız yok.
Tansu Sarıtaylı: Fransa’da yaşayan Türk toplumu olarak Türk müziğine, Türk sanat müziğine olsun veyahut da Türk halk müziğine ilgi var mı?
Hande Topaloğlu: Buradaki Türkleri mi yoksa Fransızları mı? Diye düşünecek olursak gerek Fransızlar gerek Türkiye’dekleri göz önüne aldığımızda elbette bence tabii ki Türkiyeliler yani bizim memleketin müziklerine karşı her zaman bir hasretle yaklaşıyorlar. Bir özlemle yaklaşım oluyor. Çünkü gurbette olmak bunu gerektiriyor. Özellikle bu müzikler kesinlikle ya Türkiye’deki hayatımıza bir de ben şimdi burada ikinci kuşak falan değilim tabii, daha ben birinci kuşağım. Belki benim ileride kızımla röportaj yaptığınızda başka şeyler anlatacaktır ama tabii ki Türk Sanat Müziği olsun, Türk Halk Müziği olsun veya da Kürt halk müziği olsun ben duyduğum zaman benim Türkiye’deki yaşantımda bir yerlere dokunuyor. O yüzden beni daha çok başka bir geçmişimden bir yerden, beni alıp oralara götürüyor. Belki buradaki ikinci kuşaklar için bu farklı olabilir. Çünkü onlar için belki kendi yaşamışlıkları değil de annelerinden, babalarından, teyzelerinden duydukları bir başka hafızaya götürüyordur muhtemelen o müzik onları.
Fransızlarda ise yani müzisyenlerde farklı bir yaklaşım var. Müzisyen olmayanlara dair, müzisyen olmayan insanlar genelde “Ah, çok bu ne kadar hüzünlü bir müziğimiz var. İşte çok melankolik yani. Pek de neşeli değilmiş.” Bu şekilde yorumlar alıyorum yani. Ama onun dışında müzisyenler, özellikle doğu müziğiyle ilgilenen müzisyenler makam müziğinden dolayı farklı bir ilgi duyuyorlar. Çünkü bu bambaşka farklı bir ekol. Bambaşka bir müzikal dil. Bunu bir kere seven buna tutkuyla bir merak salıyor ve tutkuyla bağlanıyor ve öğrenmeye çalışıyor. Müzisyenlerin içlerinde böyle bir şey var. Yani makam müziğine yakınlık. Çünkü farklı bir tınısı, farklı bir duygusu var. Ama dediğim gibi bu müziğe, daha önce doğu müziklerine yatkın olmayan bir insan genel olarak bizim melankolimizi daha iyi algılayabiliyor.
Tansu Sarıtaylı: Mesela sizin Paris’teki Küçük İstanbul Festivali’nde diyelim, o kutlamalarında sahneye çıktığın zaman orada bulunan, oradaki kalabalık sizin söylediğiniz türkülerle gerçekten bir coşku yaşadı. Çünkü demek ki burada yine de Türk halk müziği, türküler olsun, şarkılara olsun büyük bir sempati duyduğunu düşünüyorum.
Hande Topaloğlu: Bir de çok ritmik dediğim, yani bizim Yaramaz Systeme ile yaptığımız repertuar daha çok vur patlasın, çal oynasın diye tabir edebileceğimiz bir repertuar. Yani çok popüler ve bilindik şarkılar var içerisinde. Ya tabii onların bizim kendi yorumumuz ve birazcık eğip bükmemizle şekillendirilmiş halleri var. İşte birkaç tane tam çingene müziği parçalarımız var. Tabii ki bir kere Ela Nuroğlu asma davul çalıyor. Bu gelen geçen kim olursa olsun bence 7’den 70’e ve dünyadaki herkesi oynatabilecek bir perküsyon. Onun dışında yani enstrümanlar klarnetten saksofona, işte elektrocümbüş ve synthetiser geldiği zaman zaten dans etmemek elde değil.Ve çok bilindik bir repertuarımız olduğu için de hem halk müziği parçaları var hem 1970’ler Anadolu Rock’tan bazı parçalar aldık. İki parçamız öyle. Dediğim gibi Trakya repertuarından da var. Böyle olunca çok eğlenceli bir ekip. Zaten bu müziğin amacı bu. Daha çok eğlendirmeli. Bütün içinde bulunduğum gruplar böyle değil ama Yaramaz Systeme özellikle böyle.
Tansu Sarıtaylı: Elbette Türk toplumu için de ayrı da bizim sanatçılarımız maalesef Fransız kamuoyunda fazla rağbet görmediler. Bunu nasıl buluyorsunuz mesela? Mesela Tülay German ve Fazıl Say’ı bunların dışında tutuyorum. Diğer sanatçılar Fransa’da neden yer bulamıyor?
Hande Topaloğlu: Bizim yerli müziğimiz mi acaba? Yani daha mesela halk müziği, Türk sanat müziği veya da halk müziği yapan biri neden mi bu kadar ilgi bulmuyor? Ben de bunu kendi kendime sorduğum olmuştur. Bence bu tam olarak klasik Batı müziğinin bir hegemonyasından dolayı olabilir. Aslında buraya çoğu isimler geldiği zaman çok da biliniyorlar. Yani bir Erkan Oğur burada biliniyor. Bir Erdal Erzincan burada biliniyor. Derya Türkan burada biliniyor. Ve ben burada konserlerine gittiğim zaman da tabii ki her yer dolup taşıyor aslında. Biliniyor yani kendi alanlarında bu müzisyenler. Mesela Kudsi Erguner de hakeza tanınıyor ve biliniyor, kendisi de ney çalıp söylüyor. Ama onun dışında mesela bir Erdal Erzincan’ın yaptığı müzikte belki de bir Fransız veya da Avrupalı dinleyicinin kulağına o kadar yakın gelmediği için belki de tutmuyor. Ama mesela Altın Gül diye bir grup var son zamanlarda. İşte vakti zamanında Barış Mançoların, Cem Karacıların, işte Erkin Korayların yapmış olduğu o Anadolu Rock müziğini bugün bir benzer bir formda tekrar icra ediyorlar.
Aslında çok güzel bir durum. Ve aldı başını gidiyor. Hollanda temelli bir grup ama içinde Türkiye’den gelenlerde var. Mesela bu müzik çok daha fazla tutuyor. Ben şu anda atıyorum FIP dinlerken bir Derya Türkan ve işte Dilek Türkan bestesine denk gelmiyorum da ve kesinlikle başka bir Anadolu Rock bestesine denk gelebiliyorum.Çünkü bu müzik formları çok daha füzyon müzik formları, yani daha internasyonel, daha uluslararası. Yani içindeki grubundan tutun, içindeki pop temaları tutun, içinde kullanılan enstrümanlara kadar, her ne kadar sözü, müziği Türkiye müziklerinden geliyor olsa bile form olarak uluslararası bir formla melezlenmiş durumda. Bu yüzden bu formlar daha bence buradaki dinleyiciye yakın geldiği için bunlar daha çok tutuluyor. Tülay German da keza mesela öyle çalıyordu. Fazıl Say dediğimiz zaman da gerçi hani klasik müzik, tabii ki klasik müzik alanında çalan biri klasik müzik çalan her yerde de bilinebilir tabii ki. Ama bizim makam müziği veya da halk müziği formlarımız neden burada tutulmuyor? O kadar öne çıkmıyor dersek bunun kültürel bir şey olduğunu söyleyebilirim kısacası.
Tansu Sarıtaylı: Hande Hanım, ben aklıma geleni sordum. Sormaya çalıştım daha doğrusu. Benim sormayı unuttuğum, sizin vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Sanatçı arkadaşlarınıza olsun, bizim burada yaşayan toplumumuza olsun. Buyurun, sizi dinliyorum.
Hande Topaloğlu: Teşekkür ederim, bu arada beni davet ettiğiniz için. Ben çünkü size bunu önce ilk tanıştığımızda söylemiştim. Ben tam zamanlı bir sanatçı da değilim. Her zaman başka mesleklerim de oldu. Hakeza hâlâ da var. Ama bu alanda kendimi geliştirmeye çalışan bir insanım diyelim. Burada en sevdiğim şey belki de buradaki müzisyenlerin, özellikle de bizim işte doğu müziklerini, Türk, Yunan, Ermeni veya İran, ya buradaki bu bütün bu müzik formlarını yapan ve ilgi duyan müzisyenlerin hepsinin oluşturduğu bir büyük bir kolektif var. Bu insanların hepsi birbirini aslında tanıyor. Bunlar büyük bir aile gibi. Hatta bizim öyle bir aile isimli bir WhatsApp grubumuz bile var.
Bu insanların arasındaki bilgi, deneyim paylaşımı çok önemli. Ne yazık ki biz de burada kendimizi hani ifade edebilecek, müziğimizi yapabilecek çok fazla alan bulamıyoruz aslında. Belli başlı mekânlar var sadece.Ya dediğiniz gibi müziğimizi başka bir boyuta taşıyıp daha füzyoner bir füzyon müzik haline getirip orada ilerlememiz lazım. Veya da dünya müzikleri içerisinde, dünya müziği yapan o çerçevede kendimize yer bulmamız lazım. Alanlarımız biraz kısıtlı ama işte bunu açmak için de bence bütün müzisyen arkadaşlar da çırpınıyorlar. Bunu çok değerli buluyorum ve umarım ilerleyen zamanlarda bize daha çok platform, daha çok kendimizi ifade edebilecek alanlar bizim için de açılır, bu kapılar diye ümit ediyorum.
Tansu Sarıtaylı: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.
Hande Topaloğlu: Rica ederim. Ben teşekkür ederim.













