FRANSIZ KÜLTÜR VE EKONOMİSİNE KATKIDA BULUNAN SİYASİ MÜLTECİLER

Fransız kültürüne katkıda bulunan, Fransa’yı sığınan mültecilerden bir kaç kişinin sığınma belgelerini Paris’in Kuzey Tren Garı, Gare du Nord, duvarına konulmuş, tanınmış siyasi sığınmacılar ve o yıllarda mültecilere verilen pasaportlar ile Cenevre Mülteci Sözleşmesi ve Şili Pasaportu fotoğrafı tanıtılıyor.

Mülteci pasaportu (Nansen pasaportu, 1922-1945 yılları arasında birçok devlet tarafından tanınan ve vatansız mültecilerin seyahat edebilmesini sağlayan bir kimlik belgesi olarak tanımlanıyor. 1921 yılında tasarlanmış ve 5 Temmuz 1922’de Milletler Cemiyeti’nin ilk Mülteciler Yüksek Komiseri Fridtjof Nansen’in girişimiyle, Nansen Uluslararası Mülteciler Ofisi aracılığıyla, başlangıçta Kızıl Terör baskısından kaçan Sovyet Rusya’dan mülteciler için oluşturulmuştur. “Uluslararası mülteci koruması çerçevesinde kullanılan ilk hukuki araç” olarak kabul edilmektedir.

Mülteci Ofisi, Beyaz Ruslara, eski aristokratlara, burjuvalara, tüccarlara ile çok sayıda Rus Yahudisi ve Ukraynalı bağımsızlık savaşçılarına, anarşistlere, aç köylülere pasaport verildi. 15 Aralık 1921 tarihli Sovyet kararnamesi ile tüm göçmenlerin vatandaşlığı iptal edilerek vatansız bırakıldı. Bazıları, özellikle geceleri, SSCB’nin batı sınırını geçerek Finlandiya, Baltık ülkeleri, Polonya veya Romanya’ya ulaşmayı başardılar. Birçoğu öldürüldü, boğuldu veya esir alınarak Sovyet sınır muhafızları tarafından Gulag’a gönderildi.

1922 Nobel Barış Ödülü bu yaratım nedeniyle Uluslararası Mülteci Ofisi ödülü olarak 1938 yılında konuldu. Rusya Prensesi Vera Konstantinovna, ressam Zinaida Serebriakova ve II. Dünya Savaşı sırasında Fransız direnişçisi olan Prenses Vera Obolensky gibi, hayatı boyunca mülteci pasaportunu muhafaza ettiler.

Şanghay ve Harbin’deki Rusların çoğu da bu tür pasaportlara sahipti. Bu pasaport, Mayıs 1924’te Tehcirden kaçan Ermenilere, ardından 1933’te eski Osmanlı İmparatorluğu’ndan kaçan Süryanilere ve diğer azınlıklara, genellikle Hıristiyan veya Romanyot azınlıklara verildi. İspanya Kralı XIII. Alfonso da, 15 Nisan 1931’de İspanya’dan kaçtıktan sonra, Cumhuriyetçi Cortes tarafından 26 Kasım 1931 tarihli yasayla “kanun kaçağı”, “vatana ihanet” suçundan suçlu bulunup bütün haklarından mahrum bırakılmış olarak bu pasaporttan yararlanlar ile savaşlar arası dönemde yaklaşık 450.000 Mülteci pasaportu verildi. Dünyaca tanınmış Tatar Türk’ü Hamit ve Feride Nureyev çiftinin 17 Mart 1938’de Sibirya’yı geçtiği bir trende doğdu. Başkurdistan Cumhuriyeti’nin sanayi kenti Ufa’da yoksulluk ve mahrumiyet içinde büyüdü. 5 yaşındayken izlediği bir baleden etkilenmesine rağmen 17 yaşındayken Leningrad’daki bir dans akademisine kaydolmayı başardı. 1959’da Leningrad’daki Kirov Bale Kolordusu’na kabul edildi ve Mayıs 1961’de ilk kez bir turne için Batı’ya geldi. Marius Petipa’nın La Bayadère adlı eserinde savaşçı Solor rolünü oynadı. Bu tur bir keşif, Nureyev’in bazen kedi gibi, bazen de uhrevi performansı, seyirciye ilk görüşte aşk yaşattı. Paris’teki tren garına asılan bu belgelerden biri dansçı Rudolf Nureyev’e ait.

Nureyev, Sovyet rejimine yönelik eleştirel tutumu nedeniyle KGB tarafından yakından takip ediliyordu. Büyük Britanya’da turneye devam etmesine izin verilmedi ve derhal SSCB’ye dönmesi emredildi. Bir tuzağa düştüğüne inanarak Sovyet ajanlarından altı adım uzaklaştı, bu altı adım “özgürlük sıçrayışı” olarak ölümsüzleşti. Sığınma talebinde bulundu ve bu talep mülteci ofisi tarafından aynı gün, 16 Haziran 1961’de kabul edildi. Daha sonra uluslararası bir kariyere imza attı. Bütün topluluklarla dans ediyor. Hiçbir stil ona yabancı değil ve Royal Ballet’de Roland Petit’den, Maurice Béjart’tan, Paul Taylor’dan, Georges Balanchine’e ve Martha Graham’a kadar birçok sanatçıyı yorumladı. Klasik dans ile modern dans arasındaki engelleri yıktığımı düşünüyorum demişti.1983 yılında Opera’nın dans yönetmeni olarak atanan Rudolf Nureyev, Palais Garnier’i “evi” yaptı. Sylvie Guillem gibi genç solistlerin bir jenerasyonda iz bırakarak, onları yıldızlara dönüştürdü; 1984’te onu baş dansçı olarak atadı. Ballet de l’Opéra’yı uluslararası turnelerde zafere taşıdı. Geriye halk tarafından beğeniyle karşılanan yedi büyük klasik bale bıraktı: Uyuyan Güzel, Kuğu Gölü, Fındıkkıran, Don Kişot, Raymonda, Külkedisi ve La Bayadère. 1982’de Avusturya vatandaşı olan Rudolf Nureyev, 1993’te vefat etti. Vasiyeti üzerine başkent Paris’in Sainte Geneviève des Bois’da bulunan Rus mezarlığına gömüldü. Légion d’honneur Şövalyesi ve Sanat ve Edebiyat Komutanı ünvanı aldı.Gare Du Nord’a asılan mülteci belgelerinden diğeri ise, Ermeni mülteci Mélinée Manukyan. 13 Kasım 1913’te İstanbul’da doğan Mélinée Manukyan, 26 Kasım 1926’da Yunanistan’dan Fransa’ya geldi. Türkiye’deki Ermeni Tehciri sırasında yetim kalan çocuklardan biriydi. 1906 yılında Adıyaman’da (Türkiye) doğan Missak Manukyan 16 Eylül 1925’te Fransa’ya gelmiş olan bu da yetimlerdendi. Her ikisi de 1924 yılı düzenlemesi sonrasında 28 Ekim 1933 tarihli Sözleşme kapsamında mülteci olarak tanındı. Misssak ve Mélinée, 22 Şubat 1936’da Lübnan’da evlendiler.

Missak Manukyan, Ağustos 1943’te Paris bölgesi askeri komutanlığının başına getirildi. 16 Kasım 1943’te tutuklanıp Almanlara teslim edilen Missak Manouchian, 21 Şubat 1944’te, Alman propagandası sonrasında, tutuklanan 22 kişi arasında Manukyan dahil Kızıl Poster davasının sonunda, 21 savaşçıyla birlikte Mont Valérien’de vuruldu. Kendisi de bir komünist aktivist olan Mélinée, yakın olduğu Aznavour’lar tarafından gizlenmiş ve bu tutuklanmadan kurtulmuştur. Mélinée Manukyan, 1945 yılında Sovyet Ermenistan hükümetinin daveti üzerine Fransa’dan ayrılıp Sovyet Ermenistan’a gitti. Dört ay sonra Fransa’ya dönmek için çıkış vizesi talebi Sovyet makamları tarafından reddedilince, eğitimine SSCB’de devam etti ve Sovyet vatandaşlığına geçmek zorunda kaldı. Karşılaştığı tüm zorluklar ve baskılar, ailesini görmek için Fransa’ya gitmesini zorlaştırdı, bu yüzden 1964’te Fransa’ya dönmeye karar verdi ve 1974’te “Ermeni kökenli mülteci” olarak tanınma talebinde bulundu ve bunu elde etti. Talebini şu satırlarla anlattı: Fransa aşkıyla geçen ergenlik ve gençlik yıllarım, özellikle de savaş sırasında eşim Manukyan’la birlikte verdiğim hizmetler, benimsediğim vatanımda yaşamayı ve ölmeyi istememe neden oldu.1989 yılında ölen eşiyle birlikte Paris’in Ivry-sur-Seine banliyösü mezarlığına defnedilen Missak Manukyan, 21 Şubat 2024’te Cumhurbaşkanı’nın kararıyla Mélinée ile birlikte mezarı Paris’te tarihi Pantheon’a taşındı.Fransız kültürüne katkıda bulunan ve mülteci belgesi asılan Bulgaristan vatandaşı Hristo Javacheff, 13 Haziran 1935’te Bulgaristan’ın Gabrovo kentinde doğdu. Kendisini Çek kökenli bir Makedonya Bulgarı olarak tanımlıyor. Babası bir kimya fabrikasının sahibi ve annesi 1931’e kadar Sofya Güzel Sanatlar Akademisi’nin genel sekreteriydi. Annesi 1913’te Makedonya’dan kaçmıştı. Hristo’nun ailesi, Müttefiklerin şehirleri bombalamasından kaçan birçok sanatçı ve arkadaş için bir sığınak görevi gördü. Hristo’nun çocukluk anıları arasında sokaklarda idam edilen partizanların bedenleri ve Kızıl Ordu’nun 1944’te Bulgaristan’a girişi de yer alıyor. Hristo’nun babası, yeni komünist rejim tarafından “sabotaj” suçundan taciz edilmiş ve hapse atılmıştı.Hristo’nun çocukluğu oldukça zorlu geçmiş ve sanatçı üzerinde önemli etkiler bırakmış. Sanatla çok erken yaşlarda tanışan Hristo, 6 yaşına geldiğinde köydeki birçok kadının portresini çizip. 1953 yılında Sofya Güzel Sanatlar Okulu’nda sanat eğitimine başlamış. 1956 yılına kadar burada resim, heykel ve mimarlık eğitimi alan sanatçıyı, Hükümet, Batılı yolculara Bulgaristan hakkında olumlu bir imaj kazandırmak amacıyla Doğu Ekspresi treninin etrafındaki alanı geliştirmekle görevlendirildi.Ancak rejimin güçlü propagandası nedeniyle diplomaya yalnızca Komünist Parti’nin gerçek destekçileri erişebiliyordu ve Hristo bunlardan biri değildi. Nitekim Hristo, köylülerin dinlenmesi gibi ideolojiye aykırı tablolar çizerek sisteme meydan okumuştur. Dolayısıyla, hem konulara hem de üsluba Marksist-Leninist bir yaklaşım dayatan ve norm haline gelen Sosyalist Gerçekçilikle bazı sorunları vardı. 1956 yılında Viyana’ya kaçmaya karar vermiş ve daha sonra 1958 yılında Paris’e taşındı. Geçimini sağlamak için yağlı boya portreler çizdi ve bunları “Javacheff” adıyla imzaladı. École Polytechnique müdürü General Jacques de Guillebon’un eşinin portresini teslim ederken, “plastik bir filme sarılmış gibi kızıl saçlı” olan kızları Jeanne-Claude ile tanıştı.1963 yılında Yeni Gerçekçiler grubuna katıldı. İlk eserleri soyut resimler ve objelerin ambalajları şişeler, teneke kutular, karton kutular, masalar ya da tuval veya plastik üzerine yapılmış canlı modeller hazırlamış. Hristo’nun eserleri ancak onun önünde durulduğunda ve yarattığı etki fark edildiğinde anlaşılabilir. Çalışmaları halkı etkilemek ve onlara bir şeyler vermek için yapılır.Mülteci belgesi asılan bir başka sanatçı da, María Victoria Casares Pérez, 21 Kasım 1922’de İspanya’nın kuzeybatı ucundaki La Coruña’da doğdu. 1884’te La Coruña’da doğup 1950’de Paris’te ölen Santiago Casares Quiroga’nın kızıdır; mesleği avukatlık ama özünde edebiyatçıdır, İkinci İspanya Cumhuriyeti Konseyi Başkanıdır; 18 Temmuz 1936’da askeri ayaklanma patlak verdiğinde istifa etmek zorunda kalmıştır. Annesi Gloria Pérez Casarès, 1946 yılında Paris’te öldü. Maria Casarès, 1942’den 1996’ya kadar Fransız tiyatrosunun en büyük trajedi oyuncularından biri ve aynı zamanda sinema ve televizyon oyuncusuydu: Özellikle 1940’lı ve 1950’li yıllarda Les Enfants du paradis ve Les Dames du bois de Boulogne gibi pek çok klasik filmde rol aldı. 1931 yılında aile Madrid’e taşındı.

Avrupa’nın en modern okullarından biri olarak bilinen Instituto-Escuela’daki yeni okulunda tiyatroda şarkı söylemeye başladı. İspanya İç Savaşı’nın patlak vermesi üzerine aile, Maria’nın doğum gününden bir gün önce, 20 Kasım 1936’da İspanya’dan Paris’e kaçtı. Maria’nın babası Fransızca konuşuyor. Paris’teki New York Oteli’nde yaşamış, İspanyol aktör Pierre Alcover ve Comédie-Française üyesi eşi Colonna Romano ile orada tanışmış ve Casares ailesine yardım edip Maria’yı tiyatroya teşvik etmiştir.II. Dünya Savaşı sırasında babası İngiltere’ye gitmiş ve Maria da Annesi ile birlikte Paris’e yerleşmiş Çok çalışarak eğitimini tekrarlamış ve Simon kursuna katıldıktan sonra Hermione ve Eriphile’i canlandırdığı prestijli kuruma girip, ikinci lisans sınavlarında başarısız oldu. Öğretmeni Béatrix Dussane’di ve Alice Sapritch ile arkadaş oldu. Trajedi dalında birincilik, komedi dalında ikincilik ödülüyle ayrılan Maria Casares,

Maria Casarès ilk rolünü 1942’de aldı ve sonraki elli yıl boyunca, ölümüne kadar, hem klasik hem de çağdaş eserler olmak üzere 120’den fazla oyunda yer aldı[6]. André Barsacq, Jean Anouilh’in Romeo ve Jeannette adlı oyununu ilk kez 1946’da Théâtre de l’Atelier’de Jean Vilar ile birlikte sahneledi. 1952’den 1954’e kadar Comédie-Française’de ikamet eden olarak işe alınmış. Fransız kültürüne katkıda bulunan bir mülteci olarak belgesi asılmaya layık bulunmuş.Fransa’da sorsanız çok kişi bilmez. Paco Rabanne markasının oluşumunu gerçekleştiren bu mülteciyi. Francisco Rabaneda, Cuervo’nun takma adı olan Paco Rabanne, 18 Şubat 1934’te yılında İspanya) doğdu ve 3 Şubat 2023’te hayaat gözlerini yuman bu dünyaca ünlü büyük bir Fransız-İspanyol modacı ve parfümcü. 1960’lı yıllarda moda dünyasına damgasını vurdu. 1990’lı yıllarda eksantrikliği ve tahminleri (ki bunların yanlış olduğu ortaya çıktı) ve iddia edilen geçmiş yaşamlarıyla ilgili hikayeleriyle medyada tanınan Paco Rabanne dört çocuklu bir ailenin çocuğudur. Annesi Cristóbal Balenciaga’da (1936’ya kadar San Sebastian’da çalışmış, babası ise bir subay.İspanya iç Savaş sırasında Cumhuriyetçi kuvvetlerde albay olarak görev yaptı ve 1937’de Francoistler tarafından vurulması üzerine , aile İspanya’dan ayrılıp Fransa’ya gelmiş ve bir süre mülteci kamplarında tutulduktan sonra Fransa’nın Morlaix yakınlarına yerleşmiş.

Paco Rabanne, 1951-1963 yılları arasında Paris’teki École nationale supérieure des beaux-arts’da mimarlık okumuş ve Roger Model için moda çizimleri, çanta tasarımları ve Charles Jourdan için ayakkabı tasarımları yaparak elde ettiği finansla. 1959’da Franck Rabanne ismiyle Women’s Wear Daily’de çok düzgün ve temiz geometrik çizgilere sahip yedi elbiseden oluşan bir seri yayımlamış. 1963 yılında Modern Sanat Müzesi’nde sergilenen bir bahçe için yaptığı yaşanabilir heykel ile Paris Bienali’ni kazanan sanatçı, çalışmalarının sonunda, 1966’ya kadar Balenciaga, Nina Ricci, Maggy Rouff, Philippe Venet, Pierre Cardin, Courrèges ve Givenchy tarafından haute couture giysilere uygulanan iplik veya iğne kullanmadan düğme ve nakış gibi kostüm aksesuarlarını el işçiliğiyle bu moda evlerine üretmeye başlayan sanatçı 1965’te, endüstriyel hazır giyim moda tasarımcıları Michèle Rosier, Christiane Bailly ve Emmanuelle Khanh ile işbirliği yaparak “Pacotilles”, yani Rhodoid aksesuarları, küpeler, gözlükler, kasklar tasarlımış. Şubat 1966’da ilk “Manifesto” koleksiyonu George-V otelinde tanıtıldı. Çeşitli çağdaş malzemelerden yapılmış, payetler, metal halkalar ve Rodoid plakalarla süslenmiş 12 giyilemez elbise fütüristik bir modadan haber ediyordu bu sunumuyla. Mimar, zanaatkar ve modacı Paco Rabanne, Eylül 1966’da Paris’teki Iris Clert sanat galerisinde sergilediği perçinli deri, devekuşu tüyü ve alüminyumdan yapılmış modelleriyle yenilik yapıyor, şok ediyor ve baştan çıkarıyor. 1967-1970 yılları arasında kağıt elbiseler, floresan deri modeller, çekiçlenmiş metal, alüminyum jarse ve örme kürk gibi malzemelerle deneyler ve devrim niteliğinde projelerle dolu bir dönem geçirdi. Sahte kürkü ilk kullanan kişi oydu. Françoise Hardy’nin giydiği, elmaslarla kaplı altın kaplamalardan oluşan bir elbise, halkın genelinde iz bırakacak cesur tasarımlar tasarladı; “Giffo” kalıplı giysiler ve düğmeli elbiseler. Daha sonra sürüş için tasarlanmış hazır giyim ürünlerinden oluşan sınırlı sayıdaki “Rob’auto” koleksiyonunu yarattı.

Sanatçı, ayrıca John Huston’ın yönettiği Casino Royale ve Roger Vadim’in yönettiği  Barbarella filmleri için de elbiseler tasarladı. Bu eserler New York’taki MoMA (Museum of Modern Art) gibi çağdaş sanat müzeleri tarafından satın alındı.1969 yılında Puig şirketiyle ortaklık imzaladı ve kendisine kesin bir başarı getiren ilk parfümü Calandre’yi piyasaya sürdü. Son olarak Jean Clemmer’in fotoğraflarından oluşan Nues adlı kitabını Pierre Belfond baskılarıyla yayımladı. Paco Rabanne, koleksiyonlarında yıpranmış, yırtılmış veya yeniden dokunmuş kumaşları kullanıyor. 1973 yılında ilk erkek parfümü Paco Rabanne pour homme piyasaya sürüldü. Mülteci olarak gelip Fransa’ya sığınmışların ülke ekonomisine katkıları tartışılmayacak boyutta, Ama Fransa’da bu kişileri unutmamış ve her gün on binlerce kişinin seyahat ettiği Kuzey Garı, Gare Du Nord’un duvarlarını mültecilik belgelerini astı.