Konyalı Ekrem Örekli: 52 yıl önce yoksulluk sebebiyle geldik, hayatımızı burada kazandık. Yoksulluktan geldik burada kaldıK Memlekette kalsam büyük tüccar olurdum ama burada mutluyum.
Fransa’da yarım asırdır yaşayan Türklerle ilgili röportaj serimizde bu sefer Ekrem Örekli var. Yoksulluk sebebiyle biraz para kazanıp geri dönmek düşüncesiyle Fransa’ya gelen Konyalı Ekrem Örekli 52 yıldır bu ülkede yaşıyor. Ekrem bey “Bugün burada küçük de olsa kendi işim var. Konya’da kalsam belki büyük bir tüccar olurdum ama burada mutluyum” diyor.
Tansu Sarıtaylı- Fransa’ya ne zaman geldiniz?
Ekrem Örekli- 1972 yılının 5’inci ayında geldim. O gün bugündür Fransa’dayım. Buraya gelme sebebimiz yoksulluk. Elhamdülillah çalıştık çabaladık bir şeyler yaptık. Tekstille uğraştık. 2006’ya kadar çalıştım. 2006’da çocuklara işi bıraktım. İkinci kaz hacca giderken oğlanlara teslim ettim.
Tansu Sarıtaylı- Ekrem bey, Fransa’ya geliş amacınızın çalışıp para kazanmak olduğunu söylediniz. Peki geldiğiniz zaman sizi zorlayan ne oldu?
Ekrem Örekli- En fazla zorlandığımız şey dil oldu. Yani Fransızca bilmemek. Dil bilmeden buraya gelince afedersiniz ‘cahil’ olduk. O halde çalıştık. Hem de hep uysal olduk. Yani iyi söylediler ‘Mersi’ dedik, kötü söylediklerinde de yine ‘Mersi’ dedik, hep teşekkür ettik. Yıllarımız böyle geçi.
Tansu Sarıtaylı- Ekrem bey Türkiye’den Fransa’ya ilk geldiğiniz aylarda nelerin özlemini çektiniz?
Ekrem Örekli- O zamanlar özlemini çektiğimiz şeyler memleket, annemiz, babamız. Bir de memleketteki yiyecek içecek. Haliyle istediğimiz yerden istediğimiz şeyi alamıyorduk. Dil bilmiyoruz, yumurta alacağız ama Fransızca nasıl söylenir nasıl yazılır bilmiyoruz… Canımız bal çekti, bal alacağız ismini bilmiyoruz. Ayrıca satın aldığımız şeyin içinde ne var onu da bilmiyorduk.
Tansu Sarıtaylı- Peki nasıl istiyordunuz?
Ekrem Örekli- El kol hareketleriyle tarif etmeye çalışıyorduk. Hatta bir arkadaşımız tavuk gibi gıdaklayıp yumurta soruyordu. Bal almak istediğinde de arının vızıltısın taklit ediyordu. O şekilde isteyen arkadaşlarımız vardı. Bunlar yaşandı. Çünkü dil bilmeyince, alacağınız şeyin Fransızca adını bile bilmeyince böyle zorluk yaşıyorsunuz.
Tansu Sarıtaylı- Ev kiralama konusunda sorun yaşıyor muydunuz?
Ekrem Örekli– Olmaz olur mu? Öyle sorunlar yaşandı ki… Bizden biraz iyi dil bilen birinden yalvar yakar yardım istediğimiz çok oldu. Ama o zamanlar Türklere ev kiralanıyordu, o açıdan sorun yoktu.
Tansu Sarıtaylı– Ekrem bey, yiyecek içecek konusunda özellikle et konusunda çok zorlandığınızı belirttiniz. Anlatır mısınız?
Ekrem Örekli- Nasıl zorlanmayacaksın? Elhamdülillah Müslümanız. Yanlışlıkla domuz eti alabiliriz düşüncesiyle uzun süre et yiyemediğimi hatırlıyorum. Et başta olmak üzere yiyecek konusunda zorlandık. Tabi helal kesim konusu da geldik geleli yaşanan bir problem. Şimdilerde cami yanındaki marketlerde kesilmiş etleri güvenip alabiliyoruz.
Tansu Sarıtaylı- Siz Fransa’ya geldiğiniz yıllarda Fransızların Türklere bakışı nasıldı? Size nasıl davranıyorlardı?
Ekrem Örekli- Vallahi kardeşim o zaman Fransızların, Türklere karşı sempatisi vardı. Ama sonra buraya yığılma olunca durum değişti. Türkler çoğalınca kendi işini kuran, kendi şirketini açanlar oldu. Bunlardan evrak olsun bir sürü hileli şeyler yapanlar oldu. Bunu duyan Fransızlar da biraz geri çekildi.
Bizim insanlarımızın bazılarının yaptığı hileli işlerden ötürü soğudular. Misal (örneğin), o zamanlar Fransız kurumlarına herhangi bir kağıdın kopyasını götürdüğümüz zaman kabul ediyorlardı. Nüfus cüzdanını sürücü ehliyeti diye gösterip, ehliyetsiz araba kullananlar oldu. Sonra bu hileler ortaya çıkınca Fransızlar kendilerini geriye çekti. Biz buraya geldiğimiz andan itibaren her yerde her zaman dört dörtlük düzgün yaşasaydık, her yerde her şeyde dürüst olsaydık burada durum daha değişik olurdu.
Tansu Sarıtaylı- Peki siz geldiğiniz zaman çok Türk var mıydı?
Ekrem Örekli- Buralarda çok fazla Türk yoktu. Türk gördüğümüzde seviniyorduk. Paris’in 9. Bölgesinde bir Türk Türk kahvesi, daha doğrusu Türk değil de Türklerin buluştuğu bir kahve vardı. Cumartesi, pazar günleri mütemadiyen oraya giderdik. Orada Türklerle hasret giderir, muhabbet ederdik.
Tansu Sarıtaylı- Fransız komşularınızın ilk yıllardaki size bakışıyla son yıllardaki tavırları nasıl?
Ekrem Örekli- Şimdi kendi müstakil evimde oturuyorum, komşularımla gayet iyi anlaşıyorum. Onlar Hristiyan Katolik olmalarına rağmen gayet iyi ilişkilerimiz var. Sokakta da selamlaşıp konuşuyoruz. En ufak bir sorun yok. Ama sorunu olanlar yok mu? Elbette var, hem de çok. Fakat onlarla işimiz olmaz. Allah’a şükür burada yaşamaktan rahatsız değilim.
Tansu Sarıtaylı- Ömrünüz Fransa’da geçmiş. Ekrem bey peki kendinizi bir Fransız gibi mi hissediyorsunuz? Kanunlar, kurallar açısından değerlendirin lütfen. Türk gibi mi hissediyorsunuz yoksa aklınıza estiği gibi mi hareket ediyorsunuz?
Ekrem Örekli- Elbette buranın kanunlarına uymak lazım, burada yaşıyorsanız buranın kurallarını kabullenmek gerekiyor. Yani buranın kanunlarına uyuyoruz. Ama benim gönlüm hep Türkiye’de. Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım demiş. Bülbülün vatanını merak edip gidip bakmışlar kırda bir çalıda alelade (basit/sıradan) bir yuvası var. Bizim memleketin hali bir başka.
Bir anımızı anlatayım. 1974 Kıbrıs Harekatı döneminde çalıştığımız tekstil işinde iki Fransız ve bir de Ermeni işçi vardı. Bizim hakkımızda “Türkler şöyle böyle, Türkiye savaşı kaybedecek” gibi ıvır zıvır şeyler söylüyorlardı. Ben de “Yarın olsun sizinle toplanır konuşuruz” dedim. Onlar bana “Türkiye çağırırsa gider misin” diye sordu. “Giderim” dedim. “Ölürsün” dediler. “Türkiye’nin bizi çağırmasına gerek yok, bize ihtiyaç olduğunu hissedersek hemen bilet alır gideriz. Ölürsem, geride bir memleket bırakacağım. Gelecek neslim orada kalacak, yaşamaya devam edecek” diye cevap verdim. Memleketin hali ne kadar da kötü olursa olsun ben ülkem için ölürüm. Türkiye yine Türkiye. Bugün Fransız kimliğim de var. Tabi ille de vatan, vatandan öte bir şey yok.
Tansu Sarıtaylı- Ekrem bey, Türkiye’ye tatile gidiyorsunuz. Türkiye’dekilerin size karşı davranışı nasıl?
Ekrem Örekli- Vallahi eski zamanlarda iyiydi, ama şimdi arada bir kopukluklar var. Hele anne baba ölünce kopukluk oluyor. Ama şimdi yine gideceğim. İnşallah yola çıkacağım. Akrabalarımızı görelim istiyor insan. Biz buradan memlekete varıp sevinmek istiyoruz. Varıyoruz bizim akrabalarla görüşelim, helalleşelim, gönlümüz ferah olsun istiyoruz. Yine de zaman geçince, bağlar kopunca birbirimizden uzaklaşıyoruz. Halbuki paylaşamadığımız ne var ki?
Tansu Sarıtaylı- Peki Fransa’ya geldiğiniz için memnun musunuz?
Ekrem Örekli- Halimize şükür. Allah’a şükürler olsun. Ben ilkokul 5’inci sınıfı bitirdim, ama köyün dışına çıkmamışım. Rençber (işçi/amele) olarak çalıştık. Sonra askere gittik. Askerden geldikten sonra köyden koptuk, sebze satmaya başladık. Önce küfede sattık sonra arabada satmaya başladık. Araba kiralayıp kaza (ilçe) pazarlarına gittik, iyi sattık iyi kazandık. Alanya ve Mersin taraflarından mal getirmeye başladık. İyi gidiyordu. Ama o yıllarda Avrupa’ya gitme iştahı vardı. Sene 1970. Bir gidelim, duruma göre davranırız diye heves ediyorduk.
Tansu Sarıtaylı- Peki gençliğinizde Fransa’ya geldiğinize pişman mısınız?
Ekrem Örekli- Hayır, buraya geldiğim için pişman değilim. Gelmeseydim belki param olmayabilirdi, bunu kabulleniyorum. Ama güzel de bir dükkanım olabilirdi iyi bir tüccar olurdum. Fakat nihayetinde buraya geldik, 1972’den 1975’e kadar bir yerde çalıştım. Ondan sonra kendi atölyemi açtım. Birçok arkadaşla çalıştık. Birçok kişi de yanımızda çalıştı. 2006’ya kadar sürdü bu. Sonra işi çocuklarıma bıraktım. “Alın oğlum şu işi şu parayı, işi siz devam ettirin” dedim. Öylece kenara çekildim.
Tansu Sarıtaylı- Peki çocuklar Türkiye’ye dönerler mi?
Ekrem Örekli- Böyle bir düşünceleri olur mu bilemem. Torunlar var. Burada büyümüşler. Benim yaşım 78 oldu, bana bazen Türkiye’de arkadaşlar, akrabalar soruyorlar, “Gelmeyecek misin” diyorlar. Ben de “Tarih oldu” diyorum. Niye öyle konuşuyorsun diye sorduklarında da “Falan gün şu tarihte geleceğim desem yalan konuşmuş olurum” diyorum. Çoluk çocuk Fransa’da. Ben nasıl döneyim. Haftaya Türkiye’ye gideceğiz. Fakat oraya vardığımızda duvarlar bize bakıyor. Hanım dört gün sonra sıkılıyor. Ama Fransa’da ev müsait, torunlar da var, neşe de var. Maşallah 20’ye yakın torun var. Torunlar, oğlanlar, kızlar geliyor neşe muhabbet içinde geçiyor, insan deşarj oluyor. Fakat Konya’da öyle değil. Konya’ya gelince akşamları hanımla duvarlara ve birbirimize bakıyoruz. Bu şartlar altında buradan nasıl gidebilirim. Nasip…
Tansu Sarıtaylı- Evet nasip dediğiniz gibi. Ekrem bey ağzınıza sağlık.
Ekrem Örekli- Siz de sağolun Tansu bey, zahmet ettiniz, teşekkür ederim.














