Euphrate: Kimlik, Aidiyet ve Kendi Sesini Bulmak Üzere
Tansu Sarıtaylı- Gösterinize neden “Euphrate” adını verdiniz? Bu nehir, coğrafi anlamının ötesinde sizin için ne ifade ediyor?
Nil Bosca- Euphrate, öncelikle oyunun başkahramanı olan Fransız ve Türk kökenli genç bir kadının adı. Türkçedeki karşılığı Fırat. Fırat, Türkiye, Suriye ve Irak’tan geçen bir nehir olmasının yanı sıra Türkçede erkek adı olarak da kullanılıyor.
En başından beri genç bir kadının hayatta kendi yolunu bulma serüvenini anlatmak istiyordum. Bu yüzden farklı topraklardan geçen, yön değiştiren, bazen coşkuyla, bazen sakince akan ama yoluna devam eden bir nehir imgesi bana çok anlamlı geliyordu. Su, benim için hareketi, duyguları, içimizde akıp giden ve zaman zaman dışarı taşan her şeyi çağrıştırıyor.
Oyun, benim hayatımdan yola çıkıyor ama yaşadıklarımı bire bir anlatmıyor. Kendimden izler taşıyan kurgusal bir karakter yaratmak, kendi hikâyemi daha rahat ve özgürce anlatmamı sağladı. Adım Nil olduğu için karakterime de başka bir nehrin adını vermek hoşuma gitti. Bu seçim, anlatıya biraz mizah katarken kendime ve yaşadıklarıma biraz uzaktan bakabilmeme de yardımcı oldu.
Tansu Sarıtaylı-Gösterinizin kendi hayat hikâyenizden beslendiği anlaşılıyor. Euphrate’ı yazarken kendinizi ne ölçüde açmaya razı oldunuz?
Nil Bosca-Başlangıçta kendi hayatımla kurmacayı iç içe geçiren bir eser yazma niyetim yoktu. Öncelikle sahneye çıkmak ve beni düşündüren toplumsal meseleleri ele almak istiyordum. Aldığımız eğitim, yetiştiğimiz sosyal çevre, toplumsal cinsiyetimiz ve kültürel mirasımız bizi şekillendirirken kendi yolumuzu seçmekte ne kadar özgürüz? Asıl ilgilendiğim soru buydu. Bunu, farklı insanların hikâyelerinden ve deneyimlerinden beslenen, bütünüyle hayalî bir karakter üzerinden ele alabileceğimi düşünüyordum.
Ancak yazarken bir türlü ilerleyemediğim noktalar oluyordu. Bunun nedenini anlamaya çalışırken Euphrate’ın hikâyesinin temelinde kendi hikâyemin de bulunduğunu kabul ettim. Kendi yaşadıklarımdan yararlanmak, anlatmak istediklerimi daha somut ve tutarlı hâle getirdi. Böylece düşüncelerimi yalnızca dile getirmek yerine sahnede ete kemiğe büründürebildim.
Üstelik kendimi anlatma konusundaki çekincelerimin de oyunun bir parçası olabileceğini fark ettim. Euphrate’ı sahneye çıkmaktan, kendini ortaya koymaktan alıkoyan neydi? Beni kendi hikâyemi kurmacaya dönüştürmekten alıkoyan neydi? Bu iki soru birbirini beslemeye başladı.
Yine de amacım hiçbir zaman her şeyi anlatmak olmadı. Kendi hayatımdan, başkalarının deneyimlerine de ışık tutabilecek yönleri paylaşmayı seçtim. Örneğin çocukluğumda soyadımın değiştirilmesi yalnızca bana özgü bir olay değil. Göçmen kökenli bazı ailelerin, çocuklarını ayrımcılıktan korumak için bulundukları topluma uyum sağlama çabalarını da anlatıyor. Aynı şekilde, okuldayken sürekli hareket etme ihtiyacı duymam kişisel bir deneyim; ama bu deneyim, eğitimde bedene ve harekete ne kadar yer verildiği sorusunu da gündeme getiriyor.
Sonunda korktuğumun tam tersi oldu: Kendi hayatımdan yola çıkmak beni yalnızca kendi hikâyemle sınırlamadı. Aksine, başka hayatlarla ve benimkinden farklı deneyimlerle bağ kurmamı sağladı.
Tansu Sarıtaylı- Babanızın Türk kökenli, annenizin ise Normandiyalı olması, kişisel ve sanatsal kimliğinizi nasıl şekillendirdi?
Nil Bosca-Normandiya ile Türkiye’nin bir araya gelmesi gerçekten de ilginç bir buluşma! Annem tarafından, yakından tanıdığım ve kendimi rahatça ait hissedebildiğim Fransız, Normandiyalı bir dünyanın içindeydim. Babam tarafında ise kulağımın aşina olduğu ama konuşamadığım bir dil, müzikler, kendine özgü ifadeler ve bize anlattığı hikâyeler vardı… Türkiye’deki ailemden uzakta büyüdüğüm için aslında pek az tanıdığım bu ülkeyle bağım, büyük ölçüde dinlediklerim ve hayal ettiklerim üzerinden kurulmuştu. Uzun süre bu kültürel mirasın içimde ne kadar önemli bir yer tuttuğunun farkına varmadım.
Bunu tiyatroya başladığımda fark ettim. İlk zamanlarda bazı Fransız klasiklerini sahnede seslendirirken kendimi o metinlere ait hissedemiyor, onları yorumlayacak kişi olduğuma bir türlü inanamıyordum. Sonra sürgünü konu alan bir metinle karşılaştım ve içimde bir düğüm çözüldü. Şimdi geriye dönüp baktığımda, acaba ifade etmeye ihtiyaç duyduğum şey tam da o mesafede, bildiğim ama aslında pek de tanımadığım bir ülkeyle kurduğum bağda mı saklıydı, diye düşünüyorum. Daha sonra Euphrate’ı yazarken de benzer bir süreç yaşadım: Ailemin hikâyesine yöneldikçe yazdıklarım da kendi yolunu bulmaya başladı.
Birbirinden oldukça farklı bu iki dünya arasında köprü kurmaya çalışmak, gösteride de eğlenceli bir anlatım biçimine dönüştü. Fransızcada “grand écart” hem iki uç arasında kalmayı hem de bacakları iki yana tamamen açmayı anlatıyor. Hazırlık sürecinde bu iki anlamla o kadar çok oynadık ki sonunda “Madem sürekli sözünü ediyoruz, bari sahnede gerçekten de yapmayı öğreneyim!” dedik.
Tansu Sarıtaylı-Baba ile kız arasındaki konuşmalar hem komik hem de son derece duygulandırıcı. Bu diyalogların ne kadarı kendi yaşadıklarınızdan esinleniyor?
Nil Bosca-Bu diyaloglarda kişisel anılarımla hayal gücüm iç içe geçiyor. İçlerinde çocukken duyduğum merakın, kökenlerim ve babamın geçmişi hakkında kendime sorduğum soruların büyük payı var. Ama sahneye taşıdığım durumlar çoğu zaman kendi yaşadıklarımın kurgusal uzantıları.
Örneğin oyunda babası, Euphrate’a soyadlarını değiştireceklerini söylediğinde Euphrate 17 yaşında. Gerçekte ise annemle babam bu kararı ben beş yaşındayken almışlar. Dolayısıyla oyundaki konuşma gerçek hayatta o şekilde hiç yaşanmadı. Ama soyadı değişikliğinin beraberinde getirdiği meseleleri ele almak benim için önemliydi: Topluma uyum sağlamak, asimile olmak, çocuklarını olası ayrımcılıklardan korumak istemek ve bütün bunların bir sonraki kuşakta bıraktığı izler… Kendime şu soruyu sordum: “Bu kararı 17 yaşında öğrenseydim nasıl tepki verirdim?” Kendi hikâyemin bazı unsurlarını değiştirerek hem benimkine yakın hem de ondan farklı başka bir hikâye, Euphrate’ın hikâyesini yazabildim.
Babanın konuşma biçiminde ise doğrudan kendi babamdan esinlendim. Onun mizahından, kullandığı ifadelerden, bazen hiç beklenmedik benzetmelerinden… Bunlar çocukken hayal dünyamı çok besledi. Nasreddin Hoca fıkralarıyla da büyüdüm. Bu fıkralardaki ince zekânın, muzipliğin ve alışılmış mantığı tersine çeviren mizahın benim mizah anlayışımın oluşmasında da etkisi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla konuşmaların büyük bir bölümü kurmaca olsa da üsluplarında ve taşıdıkları duyguda bana çok tanıdık gelen bir şey var.
Tansu Sarıtaylı-Euphrate’ta dans, şarkı ve anlatı sürekli birbirini besliyor. Bu farklı ifade biçimlerini bir araya getirmek sizin için neden önemliydi?
Nil Bosca- Uzun süre tiyatro, dans, sirk ve şarkı söylemek gibi farklı sanat dallarına ilgi duydum. Başlangıçta bu kadar farklı alana yönelmenin odaklanmamı zorlaştırdığını, bir noktada bunlardan birini seçmem gerekeceğini düşünüyordum. Zamanla kendime özgü anlatım dilini tam da bu alanların buluştuğu yerde bulduğumu fark ettim.
Kelimelerle aramda biraz çelişkili bir ilişki de var. Kendimi ifade etmek için onlara çok ihtiyaç duyuyorum ama bazen hissettiklerimi nasıl dile getireceğimi bilemiyorum. Böyle anlarda hareket etmek, duygularımı keşfetmenin başka bir yolunu açıyor. Dans ederken daha önce tam olarak farkına varmadığım bir duyguyu ya da içimdeki bir çelişkiyi keşfedebiliyorum. Bazen de bir duyguyu anlatacak kelimeleri ancak onu bedenimle ifade ettikten sonra bulabiliyorum. Bedenle sözün birbirini beslemesini, birinin ortaya çıkardığını diğerinin anlamlandırmasını seviyorum.
Euphrate’ta bu farklı ifade biçimlerinin bir araya gelmesi, anlatılan hikâyeyle de örtüşüyor. Karakter, farklı kültürler, sosyal çevreler ve beklentiler arasında kendi yerini bulmaya çalışıyor. Kalıplara uymak, iyi bir öğrenci olmak, kendisinden beklenenleri yerine getirmek istiyor. Ama bedeni yerinde durmuyor; bu kalıplara sığmıyor, sınırları zorluyor, direniyor. Kendisinin henüz adını koyamadığı, içinde hissettiği uyumsuzluğu vücut hareketleriyle anlatmaya çalışıyor.
Gösterinin de tek bir anlatım biçimiyle sınırlanmadan dansa, şarkıya ve söze birlikte yer açmasını istedim. Bu ifade biçimlerinden birini seçmek yerine onları bir araya getirerek kendimize özgü yeni bir sahne dili yaratabileceğimiz düşüncesi hoşuma gidiyordu.
Tansu Sarıtaylı- Bir saatten uzun süre sahnede tek başınıza olmak olağanüstü bir sahne varlığı ve enerji gerektiriyor. Sahneye çıkmadan önce nasıl hazırlanıyorsunuz?
Nil Bosca-Hazırlığım koşullara göre değişiyor: Bir önceki gün sahneye çıkıp çıkmadığıma, ne kadar yorgun olduğuma, salonun büyüklüğüne…
Genellikle kardiyo, esneme ve serbest dansı birleştiren oldukça kapsamlı bir fiziksel ısınmayla başlıyorum. Ardından nefes, artikülasyon ve ses egzersizleriyle sesimi hazırlıyorum. Bunun duygusal bir boyutu da var: Gün boyunca içimden geçen duyguları bir kenara itmek yerine akışlarına izin vermeye çalışıyorum. Sonra metnin bazı bölümlerini yeniden ele alarak farklı sahnelerdeki durumların ve çatışmaların içine tekrar giriyorum. Sahneye çıkmadan hemen önceyse bazen sessizliğe, nefes almaya ve hiçbir şey yapmamaya ihtiyaç duyuyorum; bazen de tam tersine, çevremde olup bitenlerle bağ kurmaya. Duruma göre değişiyor.
Ama bütün bu hazırlığın ötesinde asıl mesele, sahneye çıkma ihtiyacını yeniden bulmak. Bir gösteriyi yıllardır oynadığınızda, onu daha önce defalarca oynamış olduğunuzu unutabilmek ve bütünüyle o anda kalabilmek gerekiyor. Bugün Euphrate aracılığıyla söylemeye ihtiyaç duyduğum şey, beş yıl önce söylemeye ihtiyaç duyduğum şeyle artık tam olarak aynı değil. Bu yüzden her akşam, burada ve şimdi, bu hikâyeyi anlatmak için beni sahneye çıkaran şeyi yeniden bulmaya çalışıyorum.
Tansu Sarıtaylı-Kimlik arayışı, gösterinin merkezinde yer alıyor. Sizce insan bir gün kim olduğunu tam anlamıyla keşfedebilir mi, yoksa bu arayış ömür boyu sürer mi?
Nil Bosca- Bence kimlik hiçbir zaman sabit ve değişmez değil. Yaşadıklarımızla, karşılaştığımız insanlarla ve hayatımızın farklı dönemlerinde geçirdiğimiz değişimlerle sürekli şekilleniyor. Bu yüzden bir gün kim olduğumuzu bütünüyle anlayabilir miyiz, bilmiyorum. Hatta asıl amacın bu olup olmadığından da emin değilim.
Belki de önemli olan, kendimizi kesin bir biçimde tanımlamaktan çok, zamanla bize neyin uygun olduğunu, neyin olmadığını ayırt etmeyi öğrenmek. Bizi kendimizden uzaklaştıran şeylere hayır diyebilmek ki bizi kendimize yaklaştıranlara evet diyebilelim. Bu arayış hem yaptığımız seçimlerle hem de yaşadığımız deneyimlerle ilerliyor.
Gösteriden sonra 60 yaşında ya da daha büyük seyircilerin sık sık yanıma gelip “Ben de hayatımda ne yapmak istediğimi hâlâ bulamadım!” demeleri beni çok etkiliyor. Bu soruları yalnızca ergenlikte sormuyoruz. İnsan her yaşta aramaya, kendini keşfetmeye ve hayatına yeni bir yön vermeye devam edebilir.
Zamanla kurduğumuz ilişki de bazen tuhaf: Hayatın bazı dönemlerinde önümüzdeki imkânların giderek daraldığını hissederiz. Başka zamanlarda ise kaç yaşında olursak olalım, önümüzde birdenbire yeni ufuklar açılır.
Tansu Sarıtaylı- Gösterinin ilk sahnelendiği günden bu yana, bir seyirciden aldığınız hangi yorum ya da tepki sizi en çok etkiledi?
Nil Bosca- Beni etkileyen o kadar çok şey oldu ki yalnızca birini seçmek zor! Bazen hafızamda kalan bir bakış oluyor. Bazen de seyircilerin gösteri hakkında konuşmaya başlayıp sonra kendi hikâyelerini anlatmaya geçtikleri anlar. Bu hikâyeler benimkine çok yakın da olabiliyor, çok uzak da. Bir de yanıma gelip sanki içleri rahatlamış gibi “Ben de bir deveyim!” diyenler var.
Tansu Sarıtaylı- Gösteriniz sürekli mizahla duygusallık arasında gidip geliyor. Sizce gülmek, derin meseleleri ele almanın en iyi yollarından biri mi?
Nil Bosca- Başlangıçta gösteriye özellikle mizah katmaya çalışmamıştım. Tam tersine, bütün bu konuları büyük bir ciddiyetle ele almak istiyordum. Belki de böylece onların yeterince önemli ve meşru konular olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Araştırmalarıma neredeyse bir tez hazırlıyormuşum gibi başlamıştım! Ama tez yazarak tiyatro yapılmıyor.
Yazarken tıkandığım bir dönemde baba karakteri beni çok özgürleştirdi. Tiyatro için yazmanın belli bir dil hâkimiyeti gerektirdiği, neredeyse mutlaka “iyi yazmak” zorunda olduğum düşüncesi hâlâ gözümü korkutuyordu. Oysa karşımda Fransızcası akademik dilin kurallarına pek de uymayan bir karakter vardı. Böylece biraz aksayan ama tam da bu yüzden şiirle, imgelerle ve mizahla dolu bir dille oynamanın ne kadar keyifli olduğunu keşfettim.
Kendime, çelişkilerime ve kendi sakarlıklarıma gülmeye başladıkça kontrolümden kaçan şeylerden de zevk almaya başladım. Çoğu zaman tam da kusurlarda, kazalarda, her şeyin planlandığı gibi gitmediği anlarda canlı bir şeylerin ortaya çıkabildiğini keşfettim.
Bir de kahkaha bazen bir fitil ateşleyebilir. Bazı savunma mekanizmalarını ortadan kaldırır ve bir duygunun ya da düşüncenin bize daha doğrudan ulaşmasını sağlayabilir. Dolayısıyla Euphrate’ta mizah, ele alınan konuların derinliğini hafifletmiyor; tam tersine, onların başka türlü yankılanmasını sağlıyor.
Tansu Sarıtaylı- Afife Jale’den sık sık bir ilham kaynağı olarak söz ediyorsunuz. Onun hayatında bugün de sizi etkilemeye devam eden nedir?
Nil Bosca- Afife Jale, Türkiye’de sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncu olarak kabul ediliyor. O dönemde Müslüman kadınların bu mesleği yapmasına izin verilmiyordu. Polis tarafından takip edildi, sahneye çıkması engellendi ama bütün bunlara rağmen tekrar tekrar sahneye döndü. Beni etkileyen, karşılaştığı yasaklara ve bunların hayatında doğurabileceği sonuçlara rağmen kendi sesini duyurma ve sanatını savunma konusundaki kararlılığı.
Onu, Euphrate’ı yaratmak ve sahnede tek başıma taşımak için kendimde güç aradığım bir dönemde keşfettim. Elbette benim karşılaştığım engeller onunkilerle hiçbir şekilde kıyaslanamazdı ama onun cesareti bana çok güç verdi. Benim için bir tür yol gösterici figüre, bir özgürleşme örneğine dönüştü.
Sanırım onun hikâyesinde bugün de beni etkileyen şey bu: Kadın rol modellerin kendi hayat yolculuklarımızda ne kadar büyük bir gücü olabileceği. Rol model, mutlaka taklit etmeye çalıştığımız biri değildir; bazen bize de cesaret edip bir adım atma gücü veren kişidir. Hikâyeleri zaman zaman gölgede bırakılmış bu kadınları tanıtmayı çok önemli buluyorum. Çünkü onların hikâyeleri sonraki kuşaklar için de yeni ufuklar açıyor.
Tansu Sarıtaylı- Euphrate’ın ilk versiyonuyla bugün sahnelediğiniz hâlini karşılaştırdığınızda, sizce en çok ne değişti?
Nil Bosca- Sanırım en çok değişen şey, kendime yer açma ve o yeri doldurma konusunda kendime verdiğim izin. Başlangıçta kendimden söz etmeye çekiniyordum. Yazım sürecinin farklı aşamaları, kendi hikâyeme giderek yaklaşmamı, onu daha fazla sahiplenmemi ve gösteride ona daha geniş bir yer vermemi sağladı.
Bu değişim sahnede fiziksel olarak da gerçekleşti. Gösteriler ilerledikçe kendime daha rahat nefes alma, zamanımı kullanma, sahnedeki alanı daha dolu dolu yaşama ve seyircinin karşısındaki varlığımı daha fazla sahiplenme izni verdim.
Sonuçta belki de en çok değişen gösterinin kendisi değil, benim onun içinde var olma biçimim. Onu yaratırken kendime açtığım yeri zamanla gerçekten doldurmayı öğrendim.
Tansu Sarıtaylı-Karakteriniz aracılığıyla bir kadının kendi sesini buluşuna tanık oluyoruz. Bugün siz kendi sesinizi bulduğunuzu hissediyor musunuz?
Nil Bosca- En azından ona biraz daha yaklaştığımı düşünüyorum! Euphrate, hem yazımda hem sahnedeki duruşumda, hatta hayatımda bile pek çok şeyi daha açık biçimde ortaya koymamı sağladı. Ama bu sesin karşılaşmalarla ve deneyimlerle birlikte değişmeye devam edeceğini düşünüyorum.
Tansu Sarıtaylı- Gösteriniz çok farklı seyirci toplulukları tarafından izleniyor. Türk kökenli ya da iki kültür arasında büyümüş seyircilerin tepkilerinde özel bir farklılık gözlemliyor musunuz?
Nil Bosca-Evet, birden fazla kültür arasında büyümüş seyirciler gösteriden çoğu zaman özellikle etkileniyor. Türk kökenli seyircilerin de müziklere çok güçlü tepkiler verdiğini fark ediyorum. Bazen bu müzikler onlarda çocukluk anılarını canlandırıyor.
Özellikle Türkiye’deki bir gösteriyi hatırlıyorum. Düğün sahnesine geldiğimde seyirciler ayağa kalkıp dans etmeye başlamıştı! Böyle bir şey ilk kez oluyordu. Sanki herkes bir anda benimle birlikte düğünün içindeymiş gibi bütün salonu bir enerji dalgası kapladı. Gerçekten olağanüstüydü. Hatta gösteriye nasıl devam edeceğimi düşünmeye başlamıştım!
Ama beni etkileyen bir başka şey de şu: Birden fazla dünyaya ait olma hissi, farklı ülkelerden gelen kültürel kökenlere sahip olmayan insanlara da dokunabiliyor. Fransa’nın iki farklı bölgesinde ya da birbirinden çok farklı sosyal çevrelerde büyümüş seyirciler de bu deneyimde kendilerinden bir şey bulduklarını anlattılar.
Sonuçta gösterinin, kökenlerimiz ne olursa olsun içimizde taşıdığımız bu büyük farklılıkları ve aralarındaki mesafeleri anlattığını düşünüyorum.
Tansu Sarıtaylı-Her seyircinin Euphrate’ı izledikten sonra yanında tek bir düşünce ya da duygu götürmesini isteseydiniz, bu ne olurdu?
Nil Bosca- Aslında bunların olabildiğince çeşitli ve birbirinden farklı olmasını umuyorum! Beni etkileyen, herkesin gösteriyi kendi hikâyesinden yola çıkarak karşılayabilmesi, onda farklı yankılar bulabilmesi, hatta bazen benim hiç düşünmediğim şeyler keşfedebilmesi.
Kendi adıma, daha gençken izlemeye ihtiyaç duyacağım bir gösteri yaratmaya çalıştım. İçimde olup bitenleri dinlemem, sezgilerime güvenmem ve başkalarının benden bekledikleriyle örtüşmeseler bile onlara yer açabilmem için beni cesaretlendirecek bir gösteri.
Dolayısıyla gösteri birine, bir anlığına bile olsa kendisine doğru gelen şeyin peşinden gitmek için biraz daha fazla özgürlük verebilirse bundan çok mutlu olurum.
Tansu Sarıtaylı- Geriye dönüp baktığınızda Euphrate, bir kadın, sanatçı ve yazar olarak size kendiniz hakkında ne öğretti?
Nil Bosca- O kadar çok şey öğretti ki! Ama yalnızca birini seçecek olsam belki de gücün farklılıklarla karşılaşmakta yattığını söylerdim. Euphrate tek kişilik bir gösteri ama aslında son derece kolektif bir macera. Bana eşlik eden bütün insanlardan, benimle paylaşılan hikâyelerden ve seyircilerle karşılaşmalarımdan beslendi.
Sanırım bu gösteri bana, insanın kendini yalnızca kendi içine bakarak değil, başkalarıyla, kendisine yabancı gelen şeylerle, onu yerinden oynatan ve dönüştüren deneyimlerle karşılaşarak da inşa ettiğini öğretti.
Tansu Sarıtaylı- Bana zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Nil Bosca- Rica Ederim Ben Teşekkür ederim.













