TANER AKÇAM: PARİS’TE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI ÜZERİNE KONUŞTU

Taner Akçam : “Ermeni Soykiriminı Açıklamada Anahtar Kavramlar ” ismi altında “ 1878- 1923 yılları arasındaki süreç üzerine Paris’te Acort tarafından düzenlenen konferans verdi. Moderatörlüğünü Hamit Bozaslan’ın yaptığı konferans da, Konuşmacı Akçam, “ Ermeni Soykırımı: 1915’de ne oldu? Bugün için anlamı, tarihle yüzleşmenin önemi. Gibi sorular altında, Türkiye’de gereği gibi tartışılmayan, tabu sayılan konuların başında kuşkusuz Ermeni soykırımı’nın geldiğini söyledi.
Taner Akçam, Tarihi çarpıtan, inkâra, yok saymaya dayalı resmi tarih tezlerinin ve « yine aynısını yaparız » zihniyetinin karşısında 1915’de gerçekten ne olduğunu anlamanın, tarihle yüzleşmenin bugün için önemini kavramanın, sağlıklı bir toplum ve demokratik bir siyasetin inşaası için hayati önemini tartışmak gerekliliği üstünde duran konuşmacı, “1878 Berlin Kongresi ile 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasında, Osmanlı-Türk topraklarında bir soykırım sürecini oluşturan bir dizi katliamdan oluşan bir depreme yol açan isyan dalgaları yaşandığını” iddia etti. Hristiyanların Osmanlılar tarafından soykırıma uğraması olarak nitelendirilebilecek 45 yıllık (1878-1923) deprem, Cumhuriyet döneminde çeşitli aralıklarla devam ettiğini “söyleyen Taner Akçam. “1934’te Trakya’da Yahudi meselesi; 1937-1938 Dersim soykırımı; 1942 Varlık Vergisi; 6-7 Eylül 1955’in pogromu; 1960, 1971 ve 1980 darbelerinde entelektüel gençliğin katledilmesi ve 1990’larda ve 2015’te yaşanan sistematik işkence ve cinayetler de dahil olmak üzere Kürtlere yönelik olarak asla sonu gelmeyen baskılar bu devamlılığın bazı örneklerini “ belirtti.
Türkiye bugün insan haklarına saygılı bir rejim oluşturmakta zorlanıyor ve demokratikleşme yolunda önemli engellere rastlamaya devam ediyorsa bunun nedeni geçmişte işlenen suçlarla yüzleşmeyi ve yüz yüze gelmeyi reddetmesidir. Dahası, söz konusu sorunlar Türkiye’nin iç işleri ile sınırlı kalmayıp daha geniş bir alana yayılmakta. Suriye’deki askeri harekat ve Kürtlerle savaş da geçmişle yüzleşememe sorununun bir göstergesi “olduğuna işaret eden Akçam, Osmanlı İmparatorluğu’nun dışarıdan gelen baskılar sonucu, ülkedeki azınlık haklarına yönelik olarak reformlar yapmayı Kabul ettiği, bu Kabul edişle birlikte, yine azınlıklara yönelik bilinçli bir şekilde şiddetin arttırıldığı “ iddiasında bulundu.Türkiye’nin Ermenistan olarak adlandırıldığı bölgede, demografik olarak başlattığı asimilasyonu, zamanla bunu iç Anadolu ve Ege bölgesine kaydırmış olduğunu “nu söyleyen konuşmacı Akçam, Ermeni çocuklarının 3 ile 10 yaş arasından müslüman ailelerine verildiğini, Ermeni çocuğu alan ailelere 30 kuruş maaş bağlandığını, müslüman ailelere verilen çocukların yaş konusunun da hassasiyetle belirlendiğini, 3 yaşından küçük çocuğun bakımının zor olduğunu, 10 yaşından büyük çocuğun da geçmişini hatırlıyacak olmasının göz önünde bulundurularak böyle bir tercih yapıldığını söyledi. Bir başka durumu ise şöyle izah etti, zengin Ermeni çocuklarının müslüman aileler tarafından tercih edildiğini, çünkü yok edilen ailelerin geride bıraktıkları mirasların bu çucuklara bakan ailelere kalacak olmasından dolayı, zengin Ermeni çocuğu tercih edenlerin sayısının gittikçe artımış olduğunu belirtti. Türkler, kendi suçlarını dürüst bir şekilde görmeyi, Ermeniler, Rumlar ve Süryanilerle ciddi bir diyaloğa girmeyi ve bu toplulukların derin acılarla dolu tarihlerini dinlemeyi başaramazlarsa mağdur gruplar hiçbir zaman Türklere yönelik olarak bir güven duygusu hissedemeyecektir. Türklerin kendi ülkelerinde komşularıyla birlikte barışçıl bir şekilde yaşamalarının tek yolu Türk devletinin ve halkının (Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, vb. de dahil olmak üzere) dürüst bir şekilde tarihî hataları ve eylemlerinin sorumluluğunu kabul etmeleri gerektiğini savunan Akçam, Suriye’ye yönelik saldırganlıksa bu Türk ulusal güvenlik politikasının başka bir parçası. Kürtlerin Suriye’de veya Türkiye’de demokratik bir yapı istemesini ulusal güvenlik sorunu olarak gören Türkiye, Suriye’yi işgal ettiği “ ididasında bulundu.